Salı,9,Ekim,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2012 » 2012 – Acıtan Sepet İnleyen Delbek

2012 – Acıtan Sepet İnleyen Delbek

HPIM0106.JPG

Nasıl ki insanların öyküleri varsa eşyaların da yiyeceklerin de öyküleri vardır. Sabah kalktığımızda soframızdaki peynir beyaz beyaz gülümser, ekmek, sepetinin içinde gururla oturur, kara zeytin buruş buruş çok çile çekmiş gibi bakar bize. Zeytin, çileli zeytin… 3 – 4 ay bahçenin bir köşesinde, sepetin içinde acı sularını vermek için öylece bekleeer  bekleeer.  Ekmeği zeytini, inciri, soğanı barındıran sepetin öyküsü nedir acaba?

Sepetçilik taş devrinden beri var olan bir zanaatmış. Ancak taş devrinden bugüne ulaşmış herhangi bir sepet kalıntısı yokmuş. Çünkü sepet yapımında kullanılan malzemeler organik olduğundan çabucak çürüyüp gidiyormuş. Diğer taraftan kuru kumlar, iyi bir muhafaza teşkil ettiğinden Amerika’da yapılan araştırmalarda, M.Ö. 9.000 ila 7.000 yılları arasında yapılmış örgü sepet kalıntıları bulunmuş. Bu da, sepetin cilalı taş devrinden önce var olduğunu ortaya koyuyor.

Orta Anadolu’da Çatalhöyük’te yapılan arkeolojik kazılarda kireçlenmiş bitki kalıntıları sayesinde, yaklaşık 9.000 yıl eskiye giden hasır sepetlerin kullanıldığı anlaşılmış. Bunlarda kullanılan malzemeler, bugün kullanılan sazlarla ve otsu bitkilerle büyük olasılıkla aynıymış. Özellikle bebek gömütlerinde bebeğin içine konduğu hasır sepetler killi toprak nedeniyle daha iyi korunabilir mi?.

Yöremizde yapılan sepetlerin öyküsünü öğrenmek için biz de Yeni Mahalledeki son sepet ustası Vedat Yaman’la görüşmeye gittik. Vedat Amca ile kapının önündeki koca koca sepetler bizi karşıladı. O büyük sepetleri görünce Sezai Karakoç’un dizeleri geldi aklımıza.

Bir vakitler niçin
Böyle büyük tutulmu? ölçüleri
Çocuklar bile biliyor
Filistin’in ekmek sepetleri

Anne ne koysun içine
Ekmek mi, çocuk mu
Düşmanın ilk baktığı
Ekmek sepetleri

Hemen soruyoruz bu büyük sepetlerin içine ne konuyor diye. Vedat Amca da “Biber baldırcan, domata, gabak” diyince içimiz rahatlıyor Filistin’deki gibi bebek konmadığı için.

57 yaşındaki Vedat Amca’ya sepet yapmaya ne zaman ve nasıl başladığını sorduk. O da bu işi babasından öğrendiğini, babasının da kendi babasından öğrendiğini söyledi.

Kendisinin yorgun ama usta elleri, belki son kez yapıyor bu sepetleri. Ustalarından öğrendiği zanaatın  kuşaktan kuşağa devamına, hiç umutla bakmıyor Vedat Usta. Büyük ihtimalle kendisiyle  noktalanacak Fethiye’deki sepet yapımı. Çünkü şimdinin çocukları  artık babalarının yanında yetişmiyor. Onlar daha çok sigortalı iş istiyor. Akışı durdurulamayan tarihin kendi kendine galibiyeti bu.

Bu arada Vedat Amca’nın babası geliyor. O artık, gözleri çok iyi görmediğinden sepet yapamadığını söylüyor.

Vedat Amca’ya sepetleri nasıl yaptığını soruyoruz.

–  Sepet aslında vazgeçilmez bir şeydir. Eskiden büyüklerimiz ekmeklerini gordu yemeklerini gordu çalışmaya giderdi. Şimdi plastikler çıktı sepetler kalktı. Şimdilerde sepeti daha çok yabancılar istiyor. Onlar şöminelerinin yanında içine odun koyarak kullanıyorlar.

Sepetlik gargı gamışları, hayıt ve söğütleri hazırlar suya ıslarız. Gelen siparişe göre sepetin şeklini boyutunu belirleriz. Kalem kalınlığındaki hayıt sürgünlerini keskin bıçakla soyarız temizleriz ve ortasından ikiye ayırarak sepetin iskeletini oluşturmak üzere hazırlarız. Hayıt dere kenarlarında, suca zengin topraklarda yetişir. Krem ve mor çiçekleriyle arıların en çok ziyaret ettiği bal bitkisidir. Yıldız şeklinde üçerli hayıt sürgünleri birbirine örerek sepetin tabanını yaptıktan sonra, aralarını kamışla örmeye başlarız. Gargılar bize hazır gelmez arabalarla köylere, uzak yerlere gider toplarız.

Gargı gamışı da hayıtla aynı topraklarda yetişir. Üçüncü boğumdan sonrası kullanırız. Bir kamış gövdesi uzunlamasına dörde beşe ayırır, yumuşak olması için suya yatırır, üzerine taş bastırırız. Sepetin altı tamamlandıktan sonra boyunu siparişe göre şekillendiririz.  Uzun günlerde beş tane örebiliriz. Ağacın gölgesi güneşe göre dolaşa dolaşa sepetleri öreriz.

Sepet yapmak kolaydır. Gelin size de öğreteyim.

Vedat Amca bize gösteriyor ama biz bu i?in hiç de kolay olmad???n? görüyoruz hemen ellerimiz ac?yor.

??i ustas?na b?rak?yoruz, o da gülerek i?ine devam ederken eskiden sepet yapanlar?n ayn? zamanda delbek de yapt???n? art?k onun kaderinin de sepetler gibi oldu?unu söylüyor. O anda delbek sözcü?ü çok ilgimizi çekiyor. Merak?m?z? gören Vedat Amca bize ayn? mahallede oturan delbekçi teyzelerin evlerini tarif ediyor. Yapt??? sepetleri bize hediye eden Vedat Amca’ya çok te?ekkür edip delbe?i görmek için oradan ayr?l?yoruz.

Yol boyunca darac?k, tertemiz sokaklar ve bembeyaz badanal? bahçe duvarlar?, asmalar, saks?lardaki haylaz bakkallar e?lik ediyor bize. ?imdiye kadar görmedi?imiz bu ?irin mahalle ve s?cac?k insanlar? bizi mutlu ediyor.

Tarif edilen eve var?p, zaten aç?k olan kap?y? t?klat?nca ad?n?n sonradan Bahriye oldu?unu ö?rendi?imiz teyze s?cac?k gülümsemesiyle bizi kar??l?yor. K?rk y?ll?k dost gibi kucakla??yoruz. Kendimizi tan?tt?ktan sonra, niçin geldi?imizi söylüyoruz, o da sevgiyle;

– Ho? geldiniz, sefa geldiniz, diyerek içeriden e?ini ça??r?yor. Bu arada e?inin midesinden rahats?z oldu?unu ameliyat için bekledi?ini ö?reniyoruz. Delbek ustas? Mehmet Ali Amca yan?m?za geliyor, biz de ona daha önce delbek görmedi?imizi söylüyor, delbe?in nas?l yap?ld???n?, ne i?e yarad???n? soruyoruz.

Mehmet Ali Amca delbe?in Fethiye’ye özgü bir çalg? aleti oldu?unu, eskiden k?na gecelerinin, köy dü?ünlerinin ba? tac? oldu?unu söylüyor. Yeni ku?aklar?n art?k delbe?i bilmedi?ini, tarihe kar??an de?erlerden biri oldu?unu üzülerek anlat?yor. Ben Mardinli oldu?um için bilmiyordum, arkada??m buran?n Arsa Köyü’ndendi ama o da duymam??t?. Hakl?yd? Mehmet Ali Amca, de?erlerimizi yeni ku?aklara aktaram?yor, bu de?erlerin yok olu?unu üzülerek izliyorduk.

Hasta olmas?na ra?men bizi içeriye davet ediyor. Soruyoruz, “delbek yapmak akl?n?za nereden geldi?” diye. Gülümsüyor… “Armut dibine dü?er, çocuklar. Bizim akl?m?za gelmedi delbek yapmak, biz delbe?in içine do?duk. Atalar?m?z, dedelerimiz önceden beri delbek yapar, e?lerimiz de delbe?i çalarm??. Ben de babamdan ö?rendim delbek yapmay?. Rahmetli anac???m da babam?n yapt??? delbeklerle hem çalar hem söylerdi. ?imdi de yengeniz benim yapt???m aha bu delbekle dü?ünlerde çal?p söylüyor.”

Tam bir aile dayan??mas?, ne güzel diye dü?ünmekten alam?yoruz kendimizi. Ancak onlar?n çocuklar? delbek yapmay? da çalmay? da ö?renmemi?.

Yani delbe?in de sonu…

Delbe?in nas?l yap?ld???n? anlatmas?n? istiyoruz. Sadece delbek yapmad???n? eskiden halk oyunlar? için davul da yapt???n? hatta uzun y?llar halk oyunlar? ekiplerine davul çald???n? da belirtiyor. Delbek yapmak için öncelikle Mu?la’dan tabak derisi ald???n? söylüyor. Bu deriyi elek yap?m?nda kullan?lan kasnaklara gererek iç k?sm?ndan minik çivilerle çakt???n? anlat?yor. Kasnakta sol elin tutaca?? k?sm?na oyuk yap?l?yor. Püf noktas?n?n ise çalmadan önce hafif ?s?da delbe?in derisinin ?s?t?lmas? oldu?unu ö?reniyoruz. Böylelikle ?s?nan deri geriliyor ve delbe?in sesi daha tok bir hale geliyor.

Rahats?zl???n? bildi?imiz için daha fazla yormak istemiyoruz Mehmet Ali Amcam?z?. Ancak delbe?in sesini merak ediyoruz. Bu arada Bahriye Teyzenin arkada?? Sevgi Teyze de gelince birlikte delbek e?li?inde bir türkü tutturuyorlar.

Delbe?in sesi önce yava? sonra oday? dolduran muhte?em bir büyüye dönü?üyor. Bir süre sonra Sevgi Teyze’nin yüreklere dokunan içli sesi duyuluyor:

Sar?ca da buydey denesi
Eller yarini vermesin suna boylum vay
Gaba da mindar üstünde
Gül sinelerin terlesin anadan benlim vay

?am’a do?ru ?am’a do?ru

O yar açm?? gollar?n? bana do?ru

Felek de nelerin var
Gümü?ten galemin var
Durun gom?ular durun
Yare bir selam?m var

Oyununa ma?allah ma?allah

Görü?ürüz in?allah in?allah

?am’a do?ru ?am’a do?ru

O yar açm?? gollar?n? bana do?ru

Mehmet Ali Amcam?zla, Bahriye ve Sevgi Teyzelerimizle vedala??yoruz. Bahriye Teyze “Çocuklar dü?ününüze bizi ça??rmay? unutmay?n sak?n” diyor. Biz de ça??raca??m?za söz vererek kendi öykümüze do?ru yola ç?k?yoruz.

Oyununa ma?allah, ma?allah

Görü?ürüz in?allah, in?allah

Cevapla