Çarşamba,17,Ekim,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Balık Havuzlarının Faydası ve Zararı

Balık Havuzlarının Faydası ve Zararı

16. Röportajın Adı: Balık Havuzlarının Faydası ve Zararı

Fethiye Otelcilik Turizm Meslek ve Ticaret Meslek Lisesi

Öğrenciler: Müşerref Akay – Kader Karakaş

Öğretmen: Şahander Ertemli

HAVUZLARDA BAŞLAYAN  YOLCULUK

 Ören’de balık havuzları olduğunu biliyorduk.Köyde akrabalarım olduğu için köylünün havuzlarla ilgili  birtakım sıkıntıları olduğunu duyuyordum.Öğretnenimize bu konuda röportaj yapmak istediğimizi söyledik ve Ören’e doğru yolculuğumuz başladı. “Yeşil Ören”dedikleri kadar vardı.Bir yanda yeşilin bin bir tonu, bir yanda tarihi güzellikleriyle  adeta mest eden  tabiat karşıladı bizi.Ören Ovası’ndan geçerken bir an kendimizi Karadeniz’in bir köyünde sandık.Köy merkezi dışında evler yamaca kurulmuş ve yemyeşil ağaçların arasında kaybolmuştu.Bahar, bu köyde daha bir güzel,daha bir canlıydı.Yolculuğumuz hiç bitmesin istedik.

Köye ulaştıktan sonra balık havuzlarını köy merkezinden 2-3km uzaklıkta olduğunu öğrendik.Buradaki akrabalarımın da yardımıyla havuzlara doğru yola koyulduk.Yol boyu Ören Çayı’nın kenarına kurulmuş balık havuzlarını gördük.Kimisi büyük balık çiftlikleri,kimisi de bir ailenin geçimini karşılayacak kadar  küçük balık havuzlarıydı.Nihayet bir balık çiftliğinde durduk.Bizi oranın şefi olduğunu söyleyen Mustafa Karcı karşıladı.Mustafa amca, önce biraz tedirgin oldu;ancak bizim kim olduğumuzu,niçin geldiğimizi anlayınca sorularımıza bütün içtenliği ile cevap vermeye başladı.11 yıldır balık havuzlarında çalıştığını,ilk geldiğinde sadece iki havuz olduğunu daha sonra  ise mühendislerin yardımıyla havuzların çoğaldığını anlattı.İlk balık havuzunu kim kurduğunu sorduğumuzda biraz hüzünlü bir ah çektikten sonra “Bu köyden Adil  Paksoy abimiz kurdu” dedi .Hüzünlenmesinin nedenini daha sonra anladık.Adil Paksoy 1999 yılında balık çiftliğinin yanında öldürülmüş.Bu konu biraz kafamızı karıştırsa da konumuza geri dönüp Adil Paksoy’un balık çiftliği kurma fikrinin nereden nasıl aklına gelmiş olabileceğini sorduk. “Adil abi Urfa’ya gitmiş balık havuzlarını görmüş;niye benim köyümde olmasın diye düşünmüş ve oradan balık yumurtaları alıp getirmiş.Önce birkaç havuzla denemiş daha sonra bunları çoğaltmış.”dedi.O an balık havuzları olmasaydı; bu köy  bir turizm cenneti olur muydu sorusunu sorduk.Sorumuza pek cevap vermek istemediğini bakışlarından anladık.Ne de olsa bu havuzlar köylünün geçim kaynağı olmuştu.Fazla üzerine gitmeden başka bir soru sorduk.Balık havuzları yapmadan once Adil Paksoy köylüye,muhtara sordu mu? “Sormamış,devletten izin belgesi,ruhsat alıp kurmuş.”dedi.Mustafa amcanın balık havuzlarında çalışan ilk işçi olduğunu öğreniyoruz.

Mustafa Amca,biz söylemeden size havuzları gezdireyim diyor ve havuzları gezmeye başlıyoruz.Çok sayıda havuz var, hangisini gezeceğimizi şaşırıyoruz.Su o kadar berrak ki balıklar daha bir güzel gözüküyor gözümüze.Birbirleriyle oynayan balıklar bizi görünce yem beklentisiyle hemen bir araya toplanıveriyorlar.Başka bir havuzda Anaç dedikleri iri balıkları görüyoruz.Bunların  birinin ağırlığı yaklaşık 10kg’a yakın.Elimizi uzatınca kocaman ağzını açarak elimize doğru atlıyor;biraz ürküyoruz.Balık havuzlarını görmeye gelenler oluyor mu diye soruyoruz.Mustafa amca bir taraftan balıklara yem veriyor bir taraftan da  sorumuzu cevaplıyor. “Yerli ve yabancı çok sayıda turist geliyor.Buraları gezip restaurantlarımızda da balık yiyor”diyor. Bu arada balıkların  yem atınca nasıl zıplayarak yemi kaptıklarını görünce daha bir mutlu oluyoruz.Bir avuç yem alıp bize uzatıyor “Hadi siz de atın diyor.”Yem alıp atmaya başlıyoruz.Balıklar sanki dans eder gibi zıplamaya başlıyorlar.Ben daha once de gördüğümden pek şaşır mıyorum;fakat Kader’in mutluluğu görülmeye değer. Bir başka havuzda minik minik balıklar dikkatimizi çekiyor.Hemen Mustafa amcaya bu balıkları soruyoruz.Bunların biraz önce gördüğümüz anaçlardan sağarak elde ettiğimiz yumurtalardan oluştuğunu anlatıyor bize.O kadar minikler ki küçük bir kurtçuğu hatırlatıyorlar bize.Hangi tür balık yetiştirdiklerini soruyoruz. “Alabalık ”diyor.

Havuzları gezerken aklımıza takılan soruyu nihayet soruyoruz. Bu kadar havuzun pisliği nereye gidiyor diyoruz. “Arıtma tesisimiz var,ama sadece içme suyuna giden suyla arıtılıyor”diyor.Bu cümleden pek bir şey anlamıyoruz.Açıklamassını istiyoruz. Bağa bahçeye giden suların balık suyu olduğunu arıtılmadığını söylüyor.Köylülerden şikayet edenler olup olmadığını soruyoruz. “Oluyor;ama aşırıya kaçan olmadı.herkes buradan ekmek  yiyor.”diyor.İşin bu kısmında bir sorun olduğunu anlıyoruz;ama Mustafa amca bu konunun da fazla deşilmesinden rahatsız gibi. 0rtamı biraz yumşatmak adına “Balıkları ne ile besliyorsunuz”diye soruyoruz. “Mısır unu,balık yemi ve balık işkembesi ile besliyoruz”diyor.

Çiftlikte kadın,erkek çok kişi çalıştığı dikkatimizi çekiyor.Balık havuzlarının köylüye faydası var mı diye soruyoruz. “Olmaz mı tabiki de var 470 kişi buradan ekmek yiyor,yüzde sekseni de bu köyden. Havuzlarımızda 4 çeşit çalışma grubu var; kuluçkadaki ufak balıklara bakanlar, balık temizleyenler, aşı yapanlar ve şefler daha çok çalışanlar var. İşte bunlar da mühendis, muhasebeci, müdür, yemekhanedeki görevliler, balık satmaya gidenler ve balık doktorları anlayacağınız bayağı var.”Köylünün çiftçiliği bıraktığını,gördüğünüz Ören Ovası’nın bomboş olduğunu,hiç bir şey ekilmediğini anlatıyor.Bu havuzların köylünün ekmek kapısı olduğunu üstüne basa basa vurguluyor Mustafa amca.Bu işten iyi para kazanıp kazanmadığınğını sorduğumuzda,aza kanaat eden bir yüz ifadesiyle “Aç değiliz,açıkta değiliz karnımız doyuyor Allah’a şükür” diyor.

Havuzları gezerken suyun süzüldüğü yerde ölü balıklar dikkatimizi çekiyor.Balık ölümlerini soruyoruz.Yılların tecrübesiyle cevap veriyor. “Olmaz mı,oluyor.Balık hastalığı olarak iki çeşit hastalık var:Biri kızılağzı,diğeri ise göz patlaması.Göz patlaması balığın sırtında yara şeklinde olan bir hastalık,balıklar bir günde ölüyor.”iki tane balığı alıp bu hastalığı balık üzerinde gösteriyor bize.

Adil Paksoy’un balık havuzu yapmak  için neden bu köyü seçtiğini soruyoruz.Mustafa amca Ören Çayı’nı gösteriyor.Gerçekten de bu köyde su çok bol.Köy üç tane önemli su kaynağına sahipti.Ören Çayı, Yalvak deresi ve köylünün bir akarsu olmasına rağmen göl dedikleri su kaynağı.Zaten köyün bu kadar yeşil olması da bunu anlatmaya yetiyor.

Suyun bu kadar kirlenmesi, bütün atıkların suyla birlikte köylünün tarlasına, bağına, bahçesine gitmesi, hayvanların da bu sudan içmesi sizce köylü için zaralı değil mi? “Tarlalara bahçelere zararından çok yararı oluyor, bazı sebzeler kuruyor; ama çoğu çabuk büyüyor. Köylünün hayvanları bildiğime göre bu sulardan içmiyor.”diyor.Daha önce yaptığımız araştırmaya dayanarak “Köyde kanser hastalığının arttığı söyleniyor.” diyoruz.Mustafa amca bunu kabul etmek istemese de “Köyde değil,bütün Fethiye’de arttı diye duyuyoruz.Bunun nedeni burden giden sular olabilir.Köyümüzde daha çok mantar hastalığı görülüyor.”diyor.Aslında Mustafa amca da farkında havuzların verdiği zararın;ancak orada çalışmanın verdiği sorumlulukla bunu açık açık dillendiremiyor.

Geri dönme vakti gelince daha önce bu havuzların yerinde ne olduğunu soruyoruz. “Her taraf ağaçlıktı,insanlar piknik yapmaya gelirdi.”diyor.Etrafa şöyle bir bakıyoruz.Havuzları kazarken çıkan koca koca kayalar çayın kenarına yığılmış.İnsanların piknik yapacağı hiçbir yer kalmadığını görüyoruz.Buradaki ağaçların kesilip her bir metre karenin havuz yapıldığı dikkatimizden kaçmıyor.Son olarak yaptığınız işi seviyor musunuz diye sorduk. “Evet, seviyorum,kendi köyümde ,kendi sevdiğim işi yapıyorum kızım daha ne olsun?”diyor.Köye doğru tekrar yola çıkıyoruz.

Köyün muhtarı ile görüşmek istiyoruz.Muhtarın köyde olmadığını öğrenince muhtar azası Salim Karcı bizimle görüşmeyi kabul ediyor.Salim amcaya köyü anlatmasını istiyoruz.  “Bizim köyde alabalık üretilir. Millet geçimini alabalıktan sağlıyor. Köyümüzün kadınlarının yüzde kırkı Fethiye’ de cuma günü kurulan köylü pazarına gidiyor.Dağlarda kooperatif adına kesim yapılıyor.Köylülerimizin yüzde yirmisi de hayvancılıkla uğraşıyor.”diyor.Salim amcaya balık havuzlarından memnun olup olmadıklarını sorduk.Bu soruyu niye soruyorsun ki der gibi sert bir şekilde “memnunum tabi ki”dedi.Köyünüzde bu balık havuzları yüzünden bir salgın hastalık ortaya çıktı mı diye soruyoruz.O da Mustafa amca gibi mantar hastalığından bahsediyor.

Balık havuzlarının köye katkısı mı var ,zararı mı var diye soruyoruz. “ Zararı da var, ama katkısı daha fazla.. Köye yardım olarak para da veriyorlar.Biz de bu parayı heyet olarak alıyoruz, hatta şu anda bu parayla camilere halı döşeniyor.”diyor.Zararından konuşmak istiyoruz. “ Doğal güzelliklerimiz, ağaçlarımız ve kimi tarlalarımız balık havuzlarından akan atık sulardan dolayı kuruyor.”diye cümlemizi tamamlıyor.Konuşmalardan köylünün birtakım sıkıntıları olduğunu anlıyoruz..Havuzlar yüzünden bir sağlık taraması yapılıp yapılmadığını soruyoruz. Her sene özel doktorlar gelip inceleme yapıyorlar”dedi.Kanser hastalığı ile ilgili soruları ona da soruyoruz;ancak kısa cevaplarla bizi geçiştiriyor.Salim amcayı sorularla sıkıştırmaya kararlıyız.Size gore bu köye balık havuzu yapmak iyi bir fikir miydi diye soruyoruz.Amcamızı biraz kızdırıyoruz.”Tabi ki iyi bir fikir.Kendi köyümüzde emekli oluyoruz daha ne olsun” diye azarlıyor bizi.

Balık havuzu yüzünden köyünüzden taşınanlar oldu mu? “Hayır, olmadı.İnsan hiç doğduğu topraktan vazgeçer mi kızım”diyor ve ekliyor.Tam tersine göç alan bir köy olmaya başladıklarını anlatıyor.insanların Fethiye’de iş bulamadığını,bu yüzden köye gelip çalıştıklarını özellikle vurguladı.Bu kadar balık havuzunun sahibinin köyden mi olduğunu merak  ediyor ve soruyoruz. “Adil Paksoy bu köydendi.Diğerlerinin bir kısmı bu köyden bir kısmı dışarıdan.”diyor.Belli ki su kaynakları ile bu köy çekim merkezi olmuş.

Yeşil alanların yok edilmesinden konuşmak istiyoruz.Köyünüzün tabi güzelliklerine yeterince sahip çıkabildiniz mi diye soruyoruz.Salim amca derin bir “ah!” çekiyor ve doğanın dengesinin bozulduğunu söylüyor yavaşça.İçten içe üzüldüğünü alıyoruz.Balıkçılığı destekliyor musunuz diye soruyoruz. “Tabi ki destekliyorum.Balığı da balıkçılığı da seviyorum.”diyor.Havuzlarda daha çok köylünün çalıştığını da söylemeyi unutmuyor. Salim amcaya teşekkür edip köylülerle konuşmak istiyoruz.

Köylülerden bazıları konuşmak istemiyor.Bazıları da işim var deyip kaçıyor.Adının Yusuf Paksoy olduğunu söyleyen bir amca “Gelin çocuklar gelin ben konuşurum.”diyor.Bu babacan tavrı çok hoşumuza gidiyor ve hemen  konuşmaya başlıyoruz. “Doğma büyüme Örenliyim. 60 senem bu köyde geçti,saçlarımı bu köyün bağında bahçesinde ağarttım.” diyor.

Köyünüzde bulunan balık havuzları hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyoruz. “Bak kızcağızım benim evimin önünde de iki balık havuzum var.Geçimimi bunlarla sağlıyorum.Bizim aşımız,ekmeğimiz” diyor.Anlıyoruz ki herkes geçim derdinde.Ağaçların kesilmesi,tabiatın zarar  görmesi kimsenin umrunda değil.Havuzların suyunun içme suyuna karışıp karışmadığını soruyoruz.Yusuf amca kendinden emin bir şekilde bu suları hayvanlarımıza bile içirmiyoruz.”diyor.Hayvanların bile içmediği suda küçük çocukların oynadığını görüyoruz.Ya bu çocuklar diyoruz.Yusuf amca, anaları sahip çıksın demekle yetiniyor.

İlk havuzlar yapıldığında,ne düşündünüz diye soruyoruz. “Başlangıçta olumlu bakmadık;ama daha sonra geçim kaynağı olunca fikrimiz değişti.”diyor.Bütün köylüler sizce sizinle aynı fikirde mi? “Çoğunluk aynı fikirdedir;çünkü ekmek kapısı hakkında kimse kötü düşünmez.”Bütün konuşmalarımızın sonu ekmek parasına gidiyor.Köyden bazıları söze karışıp “Yediğimiz içtiğimiz balık pisliği oldu.”diyor.Hemen oradan biri sesini yükseltip senin “Senin oğlanla damat da havuzlarda çalışıyor.”deyip susturuyorlar.

Balık havuzlarından yayılan koku bizi rahatsız etmişti.Köylünün bundan rahatsız olup olmadığını soruyoruz.Yusuf amca, alıştıklarını belirtiyor.Havuzların köye getirisi ne,götürüsü ne diye soruyoruz.Çok ilginç bir cevap veriyor Yusuf amca. “Önceden beş kişi tarlada çalışır;ancak kendi karınlarını doyururlardı.Şimdi ise bir kişi çalışıp beş kişiyi doyuruyor.”diyor.Böyle bir ortamda kim götürüsünden bahseder ki…

Köylülerden Ali Kavgacı’ya da soruyoruz havuzlarla ilgili ne düşündüğünü.O   da diğerlerinden farklı düşünmüyor.Çok iyi para kazandıklarını,sigortalı olduklarını söylüyor.Devletin balıkçılığı desteklemesi de halkın çoğunluğunu balıkçılığa yönlendirmiş.Köylü, havuzların doğaya zarar verdiğini biliyor;fakat ekmek parası diye sesini çıkarmıyor.Ali amca,havuzları suyunun ağaçları kuruttuğunu söylüyor.Bunu duyunca köyü ilerde ne gibi tehlikeler beklediğini tahmin edebiliyoruz.Bu cennet gibi köyün çorak,verimsiz bir çöle dönüşebileceğini söylüyoruz.Ali amca, “Bir şey olmaz yenisi yetişir.”diyor.Bir ağacın yetişmesi için ne kadar uzun bir süreye ihtiyaç olduğunu hatırlatınca da  sadece susmakla yetiniyor.Köylülere teşekkür ettikten  sonra oradan ayrılıp dolmuş beklemek için durağa gidiyoruz.

Gün batarken köyden ayrılıyoruz.Tabiatın oldukça cömert davrandığı bu köyden içimiz buruk bir şekilde ayrılıyoruz.Köylünün havuzların suyundan rahatsız olmasına karşın cüzdanı ile vicdanı  arasında sıkışıp kaldığını,maddiyatın her şeyin önüne geçtiğini bir kez daha anladık.Ören Köyü’nde tabiat yavaş yavaş katledilmiş.“Köylü ekmek kapım” diye sesini çıkaramıyor.Bundan elli yıl sonra da “Yeşil Ören”den bahsedebilecek miyiz acaba?Yoksa yeşilin yerini “ Çorak Ören mi”alacak?Şu anda bu sorulara cevap vermek zor.Ya yaşayıp göreceğiz ya da gelecek kuşaklara “Yeşil Ören”i bırakabilmek için önlem alacağız.

Yoruma kapalı.