Pazar,14,Ocak,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » 2014 Röportajlar » Bir Tatlı Huzur: Şükran Teyze – Röportaj
Bir Tatlı Huzur: Şükran Teyze – Röportaj

Bir Tatlı Huzur: Şükran Teyze – Röportaj

2014 Yılı 7. Fethiye Uluslararası Kültür Sanat Günleri RÖPORTAJ YARIŞMASI

RÖPORTAJIN ADI: BİR TATLI HUZUR:ŞÜKRAN TEYZE

RÖPORTAJIN KONUSU: Şükran Teyzenin Hayatı

RÖPORTAJIN AMACI: Bir Sanatçı Olan Şükran Teyzenin Tanıtılması

OKUL: Ömer Özyer Anadolu Öğretmen Lisesi

ÖĞRENCİLER: Naz Su UÇAK, Damla Hazal BİRGİ

ÖĞRETMEN: Taner KILIÇ

BİR TATLI HUZUR: ŞÜKRAN TEYZE

       Yüreği vatan sevgisiyle dolu Yedek Subay Ali Ulvi Bey,  yurdunun işgal altındaki durumuna her Türk gibi kahrediyordu.  Cepheden cepheye koşup, vatan savunması için verilen her görevi canı pahasına yerine getiriyordu. Çanakkale cephesinde bulunduğu sırada kulaklarının sağır olması üzerine,  geri hizmete alındı. Ali Ulvi Bey yalnızca kulağını değil,  kalbini de cephede bırakarak Kaya’ya  ve Eşen’e  Nahiye Müdürü olarak gönderildi.  Bu arada Kuva-i Milliyecilere verdiği destek nedeniyle halk arasında “Sağır Efe” olarak anılmaya başlanmıştı.

Ali Ulvi Bey Dalaman Çiftliği’ndeki dostunu ziyarete giderken hayatının akışına yepyeni bir yön vereceğinden habersizdi. Çiftliğe İstanbul’dan misafirliğe gelen Fatma Hanım, güzelliği ve asaletiyle ilk görüşte Ali Ulvi Bey’in gönlünü çalmıştı. Havadaki limon ve portakal çiçeği kokusu eşliğinde, büyük bir aşkın tohumları atılmıştı. Düğün dernek kurulup, iki gencin mutluluğuna herkes ortak edildi. Ali Ulvi Bey, karısına duyduğu aşkla İstanbul’a yerleşip saatçilik yapmaya başladı.Genç çiftin mutluluğu dünyaya gelen kızlarıyla daha da perçinlendi.

Ali Ulvi Bey ve Fatma Hanım; hayatlarına renk katan minik bebeğe, adeta gelecekte bir kentin arkasından hissedeceklerini bilircesine ‘’Şükran’’ adını verirler. 

Soyadı Kanunu ile Akannaç  adını alan Ali Ulvi Bey ve Fatma Hanım; kızları Şükran’ın  yıllar sonra köklerine, büyük ailesinin bulunduğu yer Fethiye’ye  yerleşip  o kentin en önemli aktörlerinden biri olacağından, hiç tanımadığı ve  tanıyamayacağı iki lise öğrencisine ilham olacak bir yaşam süreceğinden habersizdiler.  

Ailesi küçük Şükran’ın sanata ve edebiyata olan ilgisini keşfetti. Onu Çamlıca Kız Lisesine  ve Güzel Sanatlar Akademisine yönlendirdiler.

Şükran teyze;  İstanbul Belediyesi’nde Teknik Ressam, Kara Yolları, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Darülâceze ve Yardımseverler Derneklerinde aktif olarak görev aldı.

Edebiyata ve şiire olan ilgisi gün geçtikçe daha da arttı. 1973 yılında Bursa’ya yerleşen Şükran teyze Palyaço, Çınar Ağacı, Güvercin Kanı ve Yaşamı Duyumsadığımız Oranda Varız isimli kitaplarını yazdı. Bursa’daki gazetelerde köşe yazarlığı yapan Şükran teyzenin  Hasret isimli şiiri Tanju Okan tarafından bestelenip seslendirildi. Şükran teyzenin duygu imbiğinden süzülen dizeler sanatçıya Altın Plak kazandırdı.

Şükran teyzenin ayak izlerini takip etmeye başladığımızda  tüm yollar bizi Dilek DİNÇER, Atilla , Behçet Saatcı, huzurevine ve sevenlerine götürdü.

Nas Su UÇAK :  Şükran Teyzeyle yakınlığınızı öğrenebilir miyiz?

Dilek DİNÇER :  Şükran teyze annemle kuzen olur. Hala ve dayı çocukları. Bursa’da yaşadığını biliyorduk. Fethiye’ye 1947 yılında bir kez gelmiş. Daha sonra yaklaşık 20 sene hiç gelmemiş.  Ben onu tanıdığımda üniversite öğrencisiydim.

Nas Su UÇAK: Onu tanıdığınızda ne hissettiniz?

Dilek DİNÇER:  İlk defa karşılaşmamıza rağmen sanki yıllarca birbirimizi tanıyormuş gibiydik. Tüm aile fertleriyle konuştuktan sonra, ikimiz kordona gittik. İskeleye yakın bir yerde oturduk. Saatlerce konuştuk.  Anlatmak istediği çok şey vardı. Müthiş bir bilgiye ve hayat tecrübesine sahipti. Kendisine hayran kaldım. Sonra yine uzun yıllar görüşmedik. 1998 yılında akrabalarını bulmak amacıyla tekrar geldi. Ya bulamazsam düşüncesi ile korkarak gelmiş. O zaman daha çok konuştuk, yakınlaştık.

Nas Su UÇAK : Bursa’da neler yapıyormuş?

Dilek DİNÇER :  Şöyle anlatmıştı. Bursa’da da çevresi çok genişmiş. Bir bayramda 50-60 kişi ziyaretine gelmiş ;ama kimseyle kan bağı olmaması kendisini çok yalnız hissettirmiş, onun için akrabalarını bulmaya gelmişti. Herkesi sağ salim bulunca çok mutlu oldu. Bir süre;  biraz Fethiye’de,  biraz Bursa da yaşadı. Ancak  hiçbir zaman onu evimizde konuk edemedik. Tüm ısrarlarımıza karşın bunu reddetti.  Kimseye yük olmak istemediği gibi özgürlüğünden de taviz vermek istemiyordu. Kısa gidiş gelişlerin sonunda buraya yerleşme düşüncesi oldu. Önce bir ev tutuldu. Sonra bir aparta çıktı. Huzurevi yapılırken “ben huzurevinde kalabilirim” düşüncesi ortaya çıktı. Huzurevinin açılmasına çok az süre kalmışken ani bir kararla Bursa’ya döndü. Onun ani kararları vardı. Eşyalarının bir çoğunu bırakıp Bursa’ya döndü.  Orada katarakt ameliyatı geçirdi. Şükran teyze,  Alzheimer gibi bir hastalıkla bilincini kaybetmekten ve gözünün görmemesinden korkardı, çünkü o çok okurdu. Hiçbir şey bulamasa ansiklopedi okurdu. Okuyamamak ve hatırlayamamaktan endişelenirdi.  Göz ameliyatından sonra ileriki günlerde kendime bakamazsam düşüncesiyle yeniden  Fethiye’ye döndü.  Ani bir kararla Bursa’daki evini, her  şeyini sattı. Sadece kitaplarını ve giysilerini getirdi. Hatta altın takılarını bile orada bıraktı. İlginç bir insandı.  Anahtar bile kullanmazdı. Her şeyi bırakıp çıkardı. Yine öyle yaptı. Gittiği yerde yeni baştan bir hayat kurardı.

Damla Hazal BİRGİ: Sizin Şükran teyzeyle yakınlığınız nedir ve siz Şükran teyzeyi nasıl tanımlarsınız?

Atilla ARLIEL :  Ben kardeşiyim. Çok yönlü bir insandı.  Hayata öyle değişik açılardan bakardı ki onu bir kalıba sokabilmek mümkün değil.  Tam bir entelektüeldi.  Onu bir kez tanıyan sürekli özlerdi. Aranan biriydi. Çok açık sözlü, son derece akıllı ve zekiydi. Çok iyi bir santranç oyuncusuydu.Hayatın tüm evrelerini daha önceden görebilen, ona göre strateji temin ederdi. Müthiş bir Atatürkçüydü. Tam bir cumhuriyet kadınıydı.

Damla Hazal BİRGİ :  Şükran teyze ile ilgili bunu çok sık duyuyoruz.

Atilla ARLIEL: Evet gerçek bir Atatürkçüydü.  Bunu  muhalefet olduğu bir partinin milletvekiline açık seçik, rahatlıkla söyleyecek, bu gerçeği ona kabul ettirip kendisini yemeğe davet ettirecek, ailesiyle beraber ziyarete gelmeyi teklif ettirecek kadar açık sözlü ve cesurdu. Milletvekili  ona o  kadar saygı duyuyor ki, eşini  tanışmaya getiriyor.Beraber yemeye gidiyor. Sohbet ediyor. İkide bir hatırını soruyor.  Ankara’dan arıyor. Bu kadar güçlü bir yapısı vardı.  Fikrini son derece akıllı ve nazik bir şekilde karşısındakine anlatırdı. Ne kızdırıyor ne üzüyor ama realiteyi de tüm açıklığı ile söylüyordu.  Sanat yönü çok  önemli. Her şeyden evvel bir ressamdı.  Daha sonra çok iyi bir şair, yazar. Şiirleri, makaleleri, köşe yazıları var. Biliyorsunuz Fethiye’deki trafoları boyadı.  Tüm güzellikleri topluma kabul ettirip yayma, eğitme, öğretme isteği vardı. Kim olursa olsun resmi öğretiyordu. Huzur evinde yaşayan 70-80 yaşında insanlar, daha ellerine fırça almamış. Onlara resim yaptırıyordu. Atölye kuruyordu. Hepsini ikna ediyordu. Huzur evinde kendi zoruyla, onun adına yapılmış bir salon var. Orada kendi resimleri var. Fethiye’de nereye gitseniz bir imzası var.

 Nas Su UÇAK:  Şükran teyze ile kan bağınız var mıydı ?

Behçet SAATCI :  Evet. Babamla amca çocuklarıydılar.

Nas Su UÇAK :  Şükran Akannaç,  yeğen Behçet Saatcı için ne anlam ifade ediyordu ?

Behçet SAATCI :  Asilik, dikbaşlılık, eyvallahsızlık. Şükran teyze hayata meydan okuyan biriydi. Ayrıca çok iyi bir ressam, yazar ve şairdi. Bir devlet memuruydu. Emekli olmuştu. Kafasına koyduğunu yapan, cumhuriyetin değerlerine sahip çıkan biriydi. Atatürk’ten sonra onun neslinin cumhuriyetin getirilerinden faydalanırken,  yeni neslin yetiştirilmesine ve değerlerin korunmasına çok çabalamadıklarını söyler, bundan ötürü vicdan azabı çekerdi. Dik dururdu ama kimseyi incitmezdi. Huzur evinin annesiydi.

Nas Su UÇAK:  Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatcı için Şükran Akannaç kimdir ?

Behçet SAATCI:  Şehrimizdeki tüm trafoları boyadı. Kötü görüntülü trafolar birden değişti. Belediye binamızın açılışında Rodos’tan bir heyet geldi. Onlarla beraber bir zeytin fidanı dikildi. Bu zeytin dalının yanında Şükran teyze belediyenin duvarına barış ile ilgili bir şiir yazdı. Çeşitli dillerde , bayraklarla beraber ‘’barış’’ yazdı. Bence bu hem onun hem de Fethiye’nin kimliğini en iyi anlatan çalışmadır.

Nas S u UÇAK: Şükran teyze Fethiye için ne demek ti ?

Behçet SAATCI:  Yeri zor dolacak biriydi. Sayıları gün geçtikçe azalan gerçek Fethiyelilerden biriydi. En büyük hayali, seçim sonuçlarını görmekti. Şimdi mezarına gidip, “ Başardık Şükran teyze” diyebilecek olmak çok büyük bir mutluluk. Bazı insanların yerinin dolması çok zordur. FETAV için, Fethiyeliler için zor… O her şeyiyle bir cumhuriyet kadınıydı. Giyimiyle duruşuyla.

Nas Su UÇAK:  Biz gittiğimiz her yerde konuştuğumuz herkes de ondan bir iz bulduk. Siz Şükran teyzenin adını yaşatmak için bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz?

Behçet SAATCI :  Tabii ki. Bir bahçe de bir anıtta, hatta  2. Huzurevi projemize onun adını yaşatabiliriz mesela.

Sanata olan düşkünlüğü, kültürü, nezaketi, paylaşımcılığı, insancıllığı ve engin yaşam deneyimleri ile neredeyse tüm Fethiye’nin gönlünü kazanan Şükran teyze’nin anılarında yaptığımız yolculuğun her durağında ayrı bir pencere açıldı ufkumuzda.

 

Nas Su UÇAK : Şükran teyzenin sizi güldüren bir anısını paylaşır mısınız ?

Behçet SAATCI:  Bir gün canı İstanbul da Çınaraltı kıraathanesinde kahve içmek istemiş. Gece 12 saatlik yola gitmiş. Kahvesini içmiş ve geri gelmiş. Bu anısı beni çok etkiler ve güldürür. Bu kadar da dediğini yapan bir kadındı.

Damla Hazal BİRGİ : Şükran teyze’nin sizi en çok güldüren anısı nedir sizce?
Atilla ARLIEL:  Bir gün İstanbul Harbiye de oturuyor. Sirkeci ye gidecek. Taksim’den dolmuşa biniyor. O zamanlarda çığırtkanlar var. Bağırıyor adam “Sirkeci, Sirkeci” diye. O da dalmış bir şeyler düşünüyor. Çığırtkan devam ediyor bağırmaya “Sirkeci! Sirkeci!” Dayanamıyor Şükran Hanım. Açıyor pencereyi. “İstemiyorum kardeşim sirke filan” diyor.

Dokunduğu her yeri güzelleştiren Şükran teyze insanda hayranlık uyandırmakla birlikte aynı zamanda imrenme duygusunu oluşturuyor.

Nas Su UÇAK:  Sizin onda en çok imrendiğiniz yön neydi?

Dilek DİNÇER :  Sanatçı kimliği tabi ki. Kalemi çok güçlüydü. Bende yazmayı severim ama onun kadar olamam.  Ben de çok okurum ama onun kadar olamamıştır. Engin bilgisine hayrandım. Her konuda donanımlıydı. Aklınıza ne kadar değişik bilim dalı gelirse hepsi hakkında bilgisi vardı. Oturduğunuzda saatlerce konuşabilirdi. Her konudan konuşurdu. Burada olduğu sürece her hafta sonu yanındaydım. Ona 2-3 saatimi ayırırdım, iyi ki de ayırmışım. O Fethiye’de herkesi aydınlattı. Hepimizi etkiledi. İyi ki hayatımıza girdi. Bunu bir şans olarak görüyorum.

Damla Hazal BİRGİ: Sizi en çok etkileyen yönü neydi Şükran teyzenin?

Atilla ARLIEL:  Hayvanseverliği. Bir defasında kedisi doğum yapacaktı. Ona kendi yatağını hazırladı. Süsledi. Kendisi ince bir şiltenin üzerinde yerde yattı.  Çok dürüst ve açık sözlüydü. Hoşlanmadığı insanları kırmadan yüzlerine söylerdi. Sezgileri çok kuvvetliydi.

Aycan ARLIEL:  Çok renkli bir kadındı. Takıları çok sever ve kendine yakıştırırdı. Küpe kullanmazdı. Her şeyi kendisi yapardı. Kendi diktiği elbiseler, makine dikişi gibi olurdu. Aldığı her şeye bir özellik eklerdi. Yalanı hiç sevmezdi. Hiç gecikmezdi. Çok dakikti ve çocukları çok severdi.

Hayatının son yıllarını geçirdiği huzur evi Şükran teyze için çok önemliydi. Gittiği her yerde olduğu gibi burada da insanların hayatlarına dokunmuş ve farklılıklar yaratmıştı.

 

Nas Su UÇAK:  Huzur evinin Şükran teyze için önemini biliyoruz. Peki Şükran teyzenin huzurevi için önemi nedir ?

Adem Bey(Huzurevi Müdürü) :  O huzurevinin neşesiydi. Burada kalanların hepsi ile iyiydi. Kavgadan gürültüden hoşlanmazdı. Bundan ötürü mümkün olduğunca barış ortamını sağlardı. Küslüğe hiç dayanamazdı.  Bir keresinde ayrılmaya çalışan bir karı-kocayı barıştırmıştı. Huzur evindekilere resim yaptırdı. Yukarıda onun adına bir salonumuz var. O burada bir neşeydi. Akciğer kanseriydi.       O ölürken bile acılardan kurtulmuş, mutlu bir ifade vardı yüzünde. Gerçekten çok sevgi dolu saygılı bir kadındı. Onu özlüyoruz. Hiçbir şey onsuz aynı olmayacak. Alışamadık yokluğuna. Alışacağımızı da sanmıyorum.

Nas Su UÇAK: Siz Şükran teyzeyle nerede tanıştınız?

Ünal Şöhret DİRLİK (Emekli eğitimci ve araştırmacı yazar) : Biz FETAV’da tanıştık. İnsanlara yaklaşmasını bilen sevgi dolu birisiydi. İnce ve zarifti. Ağzından çıkan her sözle sizi etkilerdi. İçimizden, bizden birisi oldu.

Nas Su UÇAK: Sizin Şükran teyze ile ilgili paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

Halime OK (Fethiye Belediyesi Zabıta Müdür):  Şükran teyze öylesine zarif bir hanımdı ki, hayran olmamak mümkün değildi. Bir gün ona bir çiçek hediye etmiştim. İnsanlar  bir çiçeği saklamak istediklerinde kuruturlar. Ancak böyle saklarlar. O ise yağlı boya tablosunu yapıp duvarına asmış. Arkasına da” ben ölünce Halime kızıma verilsin” diye not düşmüş.  Gerçekten  çok  ince biriydi.

Nas Su UÇAK: Bize  öldüğü günden biraz bahsedebilir  misiniz ?

Dilek DİNÇER : 2 ay kadar süren  kötü bir zaman dilimi yaşadık sevenleri olarak. Şükran teyze Akciğer kanseriydi ve hastalığı ilerlemişti. 2 ay çok büyük bir çöküntüdeydik. Atilla abi, Aycan abla hep yanındaydılar.  Bizde ziyaret ediyorduk ama bundan pek memnun değildi. Onu öyle yatarken ve zayıflamış olarak görmemizi  istemiyordu. Onunla son 15 yılı paylaştık. Ben onu hiç yatarken görmedim. Son 2 ayı yatarak geçirdi. Bu onu çok üzdü. Gittiğimiz zamanda, “Merhaba sizi öpüyorum hadi gidin.” derdi. Kimi zaman uyurdu. Sadece uzaktan bakardık. O gün çok yoğundum. Beni çağırmış. Duyar duymaz her şeyi bıraktım koştum. Artık konuşamıyordu. Enerjisi iyice tükenmişti. Ama yazıyordu. Not defterini istedi. “Bu gün ayın kaçı” diye yazdı. Söyledim. “Kermes ne zaman” diye yazdı söyledim.” Ne kadar var?” dedi.  11 gün var dedim. Daha çok var gibi bir işaret yaptı. Kafasını salladı. “Git bir şeyler iç.” diye işaret etti. Ben çay içmeye gittim. O sırada hemşirelere: “Bana kuran okuyun.” demiş. Ben duyunca koştum. Hep beraber okuduk. Son nefesini verirken yanındaydık. Bir şeyleri kucaklar gibi gitti. Huzurevi kermesi vasiyetiydi. O huzurevinin imajını değiştirdi. Orada kendisini iyi ve güvende hissetti.  Huzurevlerinin insanlara güven veren, kalınabilir bir yer olduğunu ispatladı. 3.50’de vefat etti.  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde huzurevi yararına kermes yaptık. Onun takı ve kıyafetlerini de satışa çıkardık. Fethiye için Şükran teyze büyük bir şanstı.

86 yıllık yaşamında sayısız insanın hayatına dokunmuş olan Şükran teyze;  idealist duruşu, cumhuriyetçi tavrı ve hümanist bakış açısıyla onu hiç tanımayan bizleri de derinden etkiledi. İnanıyoruz ki biz gençlerin onun yaşamından öğreneceği çok şey var.  Fethiye’deki büyük ailen seni  hiç unutmayacak Şükran teyze. Huzur içinde yat…

Yoruma kapalı.