Perşembe,19,Nisan,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Futbolda Fanatizm

Futbolda Fanatizm

Röportajın Adı: Futbolda Fanatizm

Fethiye Otelcilik Turizm Meslek ve Ticaret Meslek Lisesi

Öğrenciler: Selcan Özdemir – Tuğba Bıçak

Öğretmen: Şahander Ertemli

Futbolda Fanatizm

Öğretmenimiz röportaj yarışması var deyince Tuğba ile göz göze geldik.“ Biz Tuğba ile futbolda fanatizm üzerine yapabiliriz.” dedim. Tuğba’da başıyla beni onayladı.Öğretmenimiz iki kız öğrencinin futbolla bu kadar ilgili olmasına pek şaşırmadı;çünkü kendisi de bayandı ve futbolu çok seviyordu.Sıkı bir Galatasaraylı olan öğretmenimizle ofsayt tartışmalarına bile giriyorduk.Konumuza karar verdikten sonra Fethiye sporun maçlarını beklemeye başladık.Zaten içerdeki hiçbir maçını kaçırmıyorduk.Nihayet maç günü geldi. Annemden zar zor izin alarak stadın yolunu tuttuk.

Maç saatine bir hayli zaman vardı. Tek tük gelenlerin ellerinde Fethiye Spor bayrakları vardı,bir  bayrak da biz aldık.Oyuncuları maçtan sonra bulmak zor olacağından önce onlarla konuşmak istedik.Sahaya girmek için görevlilerden izin istedik.izin veremeyeceklerini  söyleyince ödev konumuz olduğunu,futbolcularla ve teknik direktörle görüşmemiz gerektiğini söyledik.Görevlileri ikna ettikten sonra içeri girmeyi başardık.Futbolcuları ısınma hareketler yaparken bulduk.Biraz çekinerek de olsa görevlilerden birine yaklaştık.Oyunculardan biriyle röportaj yapmak istediğimizi söyledik.Kesin bir dille “Şu anda olmaz,oyuncuların motivasyonu bozulur, maç bitince gelin.”dedi.Biz de Apaçilerin  olduğu bölüme gidip onlarla konuşmaya karar verdik.

Açık tribüne doğru yürürken  lacivert beyaz  tezahüratlar iyice artıyor. Tribünde kendimize bir yer bulup oturuyoruz.Önümüzde,arkamızda,sağımızda,solumuzda coşkuyla bağıran Fethiye sevdalısı insanlar.Onları bu kadar coşkulu görünce biz de bağırmaya başladık.Birkaç tezahürattan sonra bize yakın olan birine röportaj yapmak istediğimizi söyledik. “Ne demek istediğinizi sorun.”dedi. Diğerleri de ona katıldı.Bu grubun ne zaman ortaya çıktığını soruyoruz.Hiç düşünmeden 1991 yılında çıktığını söylüyor.Neden Apaçi dendiğini soruyoruz.Bu soruyla birlikte maç başlıyor.Tezahüratlar daha da artıyor.Sorumuzu yinelemek zorunda kalıyoruz. “Çılgın olmamızdan dolayı Fethiye halkının bize taktığı bir isimdir.”diyor.Sizi diğer taraftarlardan ayıran ne diye soruyoruz. “Futbol aşkımız,pankartlarımız,futbola kattığımız heyecandır.”diyor.Bir taraftan bizimle konuşuyor,bir taraftan da karşı tribünle uyum içinde lacivert beyaz diye bağırıyorlar.Sorularımızı ortaya sormaya başlıyoruz;çünkü herkes cevap vermeye başlıyor.Bu grubun Fethiye spora katkısını soruyoruz.Hep bir ağızdan “İşte böyle motive ediyoruz.”diyorlar.Sloganların ardı arkası kesilmiyor“Lacivert-beyaz/Lacivert –beyaz/Saldırın saldırın durmadan, Apaçiler  arkanızda her zaman!/ şimşeğe rahat yok…Fethiye’de Kahramanmaraş’a…Akdeniz akşamları bir başka oluyor/Hele bir de aylardan  temmuz  ise bir başka oluyor./ İşte ben böyle bir akşamda aşık oldum aşık oldum.”Maça o kadar hazırlıklı gelmişler ki sanki karşımızda profesyonel bir koro var.Maçlara nasıl hazırlandıklarını soruyoruz. “ Maçlardan bir hafta önce kendi aramızda toplanıp yeni yaptığımız besteleri ezberliyoruz.Pankartlarımızı hazırlıyoruz maça hazır bir şekilde gidiyoruz.”diyor.Futbol onlar için zevkin ötesinde ciddi bir uğraşı olmuş. “Pankart yapıyor musunuz?”diye soruyoruz.Hemen oradan biri  cevap veriyor. “ Evet Yapıyoruz. 2.ligin en uzun 27 m pankartına sahibiz.10 adet pankartımız var.” Takımın her maçına gider misiniz?diyoruz. “Takımın hem içerde hem dışarıda  maçlarına gidiyoruz.81 ilde yapılan maçlardan 47’sine gittik.”diyor.Futbol, onlar için sanki bir yaşam biçimi olmuş.Hayatlarında başka bir gaye yokmuş gibi futbola sıkı sıkı sarılmışlar.Bu insanların aile hayatlarını ve sosyal çevrelerini merak etmiyor değiliz.Acaba ailede ya da yaşamlarındaki  boşluğu  bu şekilde mi dolduruyorlar diye düşünmeden edemiyoruz.Biz de futbolu seviyoruz;fakat onlarınki farklı.Biz zevk almak,hoşça vakit geçirmek için maçı izliyoruz.Onlar için ise futbol,Fethiye Spor her şey.Bunu bakışlarından anlamak mümkün.Maç dışında yaptığınız aktiviteler var mı? diye soruyoruz. “  Biz sadece taraftar grubu değiliz. Sosyal etkinliklerimiz var. Van’da kitabı olmayan okula kitap gönderdik. Kızılay’a kan veriyoruz.”diyor..Maç sırasındaki küfürler,maç sonrasında, taraftarların sopalarla birbirlerine saldırmaları gözümüzün önüne geliyor. Bu cevap bizi çok mutlu ediyor. insanların birbiri için bir şeyler yapması ne kadar güzel.Futbol dışında da bir hayat olduğunu bilmek…Diğer takımlar hakkında ne düşündüklerini merak ediyoruz.Soruyla birlikte Fethiye Spor bir gol yiyor.Tribünlerde sloganların yerini bir anda ıslık ve küfürler alıyor.Yalnız bunlar o kadar uzun sürmüyor.Tekrar tezahüratlar başlıyor. Bir tanesi bağırıyor “Takımı motive etmeliyiz.” Kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Biz elimizden geldiği kadar Fethiye’ye gelen rakip takımlarımızı en iyi  şekilde karşılamaya çalışıyoruz. Türkiye’de geçen yıl en centilmen taraftar grubu seçildik.”diyor.Bu cevaptan sorun çıkaran biz değiliz mesajını alıyoruz.Maç esnasında söylenen küfürleri soruyoruz. Bir taraftan  “lacivert-beyaz “diye bağırıyoruz.Bir taraftan cevabını bekliyoruz. “Küfüre karşıyız.Biz 90 dakika susmadan takımımızı destekliyoruz.Hep onların yanında olduğumuzu hissettiriyoruz.”Fethiye Sporu gerçek manada sevdikleri belli. “ Apaçi grubunuzun sloganı var mı?” Bu soru ile birlikte hep birlikte bağırmaya başlıyorlar.” Burası Akdeniz burada kral biziz.”

Maçın bitimiyle birlikte Apaçilere teşekkür edip oyuncuları bulmaya gidiyoruz.çıkış tünelinden geçip oyuncuları aramaya başlıyoruz.Orada görevli çaycı ile konuşurken Futbolcuların geldiğini görüyoruz.Yorgun oldukları her hallerinden belli.Bir tanesine çekinerek yaklaşıyoruz.Tuğba da ben de o kadar heyecanlıyız ki elimiz ayağımıza dolaşıyor.Zor da olsa konuşmayı başararak derdimizi anlatıyoruz.Hafifçe gülümseyerek “Tabi ki sorabilirsiniz.”dedi.Bu içten ve sıcak karşılamanın ardından bütün çekingenliğimiz gidiverdi.Toplantı salonuna gidip konuşmaya başlıyoruz. Adının Enver Beyazıt olduğunu,sekiz yaşından beri futbol oynadığını belirtiyor.Futbolcuların hangi takımı tuttuklarını oldum olası merak etmişimdir.Hangi takımı tuttuğunu soruyoruz. Yüzünde bir gurur tablosu beliriveriyor ve Galatasaray.”diyor.Aynı takımlı olmanın verdiği hazla fanatik misiniz diye soruyoruz. “Evet fanatiğim. Çünkü futbolu çok seviyorum. Futbol benim mesleğim.”diyor.Bu cümleyi o kadar içten söylüyor ki futbolu ne kadar sevdiğini anlayabiliyoruz.Yorgun olduklarını bildiğimizden çok tutmak istemiyoruz;ancak sormak istediğimiz de  çok şey olduğundan sorularımızı hızlandırıyoruz. “Futbolda  şiddet ve küfür hakkında ne düşünüyorsunuz?”diye soruyoruz. “Dur denilmesi gerekiyor ama günümüz şartlarında zor çünkü maç sırasında kendilerini kaybedip küfür ediyorlar.Anamıza,bacımıza eşimize,çocuklarımıza sayıp döküyorlar.Bu küfredenlere empati kurmayı tavsiye ediyorum.”diyor.Üzüldüğü her halinden belli.Futbol sevdalısı biri olarak insanların zevk alınacak,eğlenilecek bir oyundan dolayı küfür etmelerini,birbirlerinin boğazına sarılmalarına bir anlam veremiyoruz.Statlarda bu kadar küfür,şiddet olmasa erkek kadar bayan futbol severin de maçlara gideceğini söylüyoruz;o da bu fikrimize katılıyor.Futbol, tutku haline geldiği zaman insanlar için tehlikeli olmaya başladığını söylüyor.Futbolun oyun olduğunu hatırlasalar diyoruz.Oyunculardan biri söze karışıyor. ”Bizler futbolu en çok seven insanlarız.Hemen hemen her takımda arkadaşlarımız, dostlarımız var.Sahada rakip olur,dışarıda dost oluruz.Seyirci bunu anlayamıyor.”diyor.Sözlerine katılmamak mümkün değil.

“Futbol sizi için ne ifade ediyor?”diye soruyoruz.Tam beklediğimiz cevabı veriyor. “Hayat” diyor kısaca.Bu sözcük çok şeyi anlatmaya yetiyor.“ Soyunma odasında maça çıkmadan önce neler düşünüyorsunuz?” diye soruyoruz. “Maça odaklanıyoruz. Dikkatimizin dağılmamasını sağlıyoruz. Kendimizi motive edici konuşmalar yapıyoruz. Birbirimize destek oluyoruz. “diyor.Futbolun kolektif bir oyun olduğunu, bir kişinin kötü oynamasının takımın oyun yapısını bozduğunu söylüyor. Maçı kaybedince soyunma odasında neler yaşandığını merak ediyoruz. “Üzülüyoruz;ancak üzülmekle çok zaman harcayamayız.hemen bir sonraki maça odaklanıyoruz.”  Birbirlerini suçlayıp suçlamadıklarını soruyoruz.”Zaman zaman oluyor;ama çok uzatmıyoruz.diyor.

“  Fethiye Spor’un oyuncusu olmak nasıl bir duygu ?”diyoruz.”Fethiye halkına karşı sorumluluk hissediyor;her maça bu sorumluluk duygusuyla çıkıyoruz.Ayrıca Fethiye Spor’da oynamak gurur verici.”diyor. İnsanın yaptığı işi sevmesi ne kadar  önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.Önem veren insan sorumluluk hisseder.Sorumluluk duygusu da başarıyı getirir.Bu diyalogdan mesleğimiz adına almamız gereken dersi alıyoruz. “ Maçlara başlamadan önce yaptığınız bir toteminiz var mı “diyoruz. “Hayır.Yok” diyor.

Dört büyüklerden hangisinde oynamak istediğini soruyoruz.Düşünmeden “Galatasaray” diyor.Bu arada diğer bir oyuncunun eşi ve çocuklarıyla hasret giderdiği dikkatimizden kaçmıyor.Maçı kaybetmenin üzüntüsü bir nebze de olsa hafiflemiş görünüyor.Takımın en iyi oyuncusunu soruyoruz. “Murat Türkan” diyor.Hemen soruyoruz “Başarılı futbolcunun hayatı nasıl olmalı?” “Sorumluluk sahibi,hayatını düzene sokmuş olmalıdır. Ailelerimizden destek görmemiz gerekiyor. Ailemizin arkamızda durması gerekiyor, motive etmesi ve bizim yanımızda olduklarını hissettirmeleri gerekiyor.”diyor.Futbolcu olmanın zorluklarını soruyoruz. “ Sakatlanma konusu çok olduğu için Çoğu aile futbolcu olmamızı istemez. Her sene evinizi taşımak zorunda kalırsınız.Çolunuz çocuğunuz perişan  olur. ”Bunu söylerken üzüldüğünü hissediyoruz.Bu üzüntüyü dağıtmak için, “Gol atınca hangi duygularla birbirinize sarılıyorsunuz?”diye soruyoruz.Gülerek :“Herkesin sevindiğini düşünüyoruz ve birbirimize sarılıyoruz .”Apaçileri soruyoruz.Gerçek bir taraftar grubu olduklarını,maçların kazanılmasında çok etkili olduklarını söylüyor. “ Sizce oyuncunun ve seyircinin yakınlığı nasıl olmalıdır?”diyoruz. “ Mesafe olmalıdır. Herkes görevini yapmalıdır. Futbolcu oyununu oynamalı, seyirci tezahüratını yapmalı ve ne olursa olsun her şey saha içinde kalmalıdır.”Keşke her şey sahada kalabilse …Sakatlığın futbolcu için bir kabus olduğunu biliyoruz.Bu konuyu soruyoruz. “Birkaç kere sakatlık yaşadım. Futbol oynamayınca kendimi kötü hissediyorum;çünkü futbol benim hayatım, mesleğim. Mesela geçen sene belimden bir sakatlık yaşadım ve 2 ay maçlara çıkamadım. Bu benim için kötü bir anıydı.”diyor.Fethiye sporun durumunu soruyoruz. “Tarihinde hiç bu kadar başarılı olmamıştı.Bank Asya 1.Lige çıkacağımıza inancımız tam” diyor.Biz de kendisine teşekkür edip teknik direktörü aramaya başlıyoruz.Nihayet kendisine ulaşıyoruz.Kendisiyle konuşmak istediğimizi belirtiyoruz.

“Yarın saat 11’de burada olun.”diyor.Randevu almanın verdiği rahatlıkla eve dönüyoruz.

Sabah kalkıp güzel bir kahvaltının ardından Tuğba ile buluşup Fethiye Sporun yolunu tutuyoruz.Antrenman’a başlamadan Teknik Direktör Mustafa Ceviz’i buluyoruz.Bize karşı çok sıcak davranıyor.Okuldaki hocalarımızdan biri ile konuşuyor hissine kapılıyoruz ve sorularımızı sormaya başlıyoruz.Niçin teknik direktör olduğunu soruyoruz. “Önceden futbolcu olduğum için devam etmek istedim.15 yaşında amatör futbol oynadım. 18 yaşında profesyonel oyuncu oldum ve 13 yıl profesyonel oyunculuk yaptım. 15 yıldan beri teknik direktör olarak mesleğimi sürdürmekteyim.”diyor.Karşımızda tam anlamıyla donanımlı,kendinden emin,babacan bir teknik adam vardı.Zaten Fethiye Sporun başarısı da bunu gösteriyordu. “ Teknik direktör ile futbolcu arasında nasıl bir ilişki olmalı?”diye soruyoruz.” Birbirlerine karşı Dürüst, güvenilir, saygılı, değer veren, mesafeye dikkat eden, disiplinli, hoşgörülü bir davranış olmalıdır.”diyor.Mustafa Hocamız bunu söylerken gözümüzün önüne, bizim hocalarımızla ilişkilerimiz geliyor. Futbolcularla aralarında sorun olup olmadığını soruyoruz. “ Az da olsa yaşıyoruz. Oyuncuların özel sorunları oluyor bunu bazen bana yansıtıyorlar Eğitim konusunda eksikleri var,çalışırken az da olsa sorun yaşıyoruz.”diyor.Baba ile oğul bile sorun yaşıyor.Teknik direktörün futbolcularıyla sorun yaşaması bize çok doğal geliyor. Türkiye’de teknik direktörün bir gecede göklere çıkarıldığını,bir gece de  istifaya zorlandıklarını sorduk.Bu konuda oldukça dertli olduğunu belirtti. “Türkiye’de sistem böyle, nice başarılı insanlar bu şekilde kolayca harcanıyor.Büyük takımlarda bile bu böyle değil mi?Maçı kazanınca göklere çıkardığımız adamı bir hafta sonra kaybedince yerden yere vuruyoruz.Türkiye’de  bu anlayışın değişmesi gerekiyor.”diyor.Bir takım   şampiyon oluyor teknik adama ve oyunculara lugatımızdaki en güzel övgü sözcüklerini söylüyoruz.Bir sonraki sene şampiyon olamadı diye aynı  teknik adamı istifaya zorluyoruz.Böyle bir anlayış dünyanın hiçbir yerinde yoktur herhalde.

“ Teknik direktör olmak nasıl bir duygu?”diye soruyoruz. “Teknik direktör olmak çok güzel bir duygu. Popüler bir meslek; ama kazanınca çok abartılan; kaybedince yerden yere vurulan kişi teknik adam.Hem  İyi ve hem de zor yanları var. Başarılı olmak 1. koşul.Başarısızlığa hiç tahammülü olmayan bir meslek.”Yetenekli bulduğu futbolcuları soruyoruz.”Bizim takımımızda birçok oyuncumuz çok yetenekli. Dünya futboluna baktığımızda zaman, LİONEL MESSİ, RİCARDO QUARESMA, CRİSTİANO RONALDO. Bunlar futbolun dahi çocukları,keşke benim takımda oynasaydı.” diyor.Hep birlikte gülüyoruz.Hocamız bu arada saatine bakıyor,anlıyoruz ki zamanımız azaldı.Son olarak Küfür ve fanatiklik hakkında, ne düşündüğünü soruyoruz. “Bana da oyuncularıma da zaman zaman küfrediliyor.Genellikle duymamaya çalışıyoruz;ancak insanız bazen etkilendiğimiz,çok üzüldüğümüz oluyor.Küfredenler bizim insan olduğumuzu unutuyorlar.Küfürle fanatikliği aynı karede düşünmemek lazım.Bir şeye tutku ile bağlı olmak,sevmektir fanatiklik.Küfür ise yıkıp yok etmeyi çağrıştırıyor bana.”diyor.Gerçekten de küfreden insanlar,dışarıda da olay çıkaran kıran yıkan insanlar.Her maça gittiğimizden bunu defalarca gözlemlemişizdir.Hocamıza teşekkür ediyor ve oradan ayrılıyoruz.

Futbol ve fanatizm üzerine röportajımızı hakemle noktalamak istiyoruz.Araştırmalarımız ve tanıdıklar vasıtası ile Hakem Gökhan Memişoğlu’na ulaşıyoruz.Zar zor randevu alabiliyoruz.Bir kafede buluşuyoruz;ancak zamanının az olduğunu belirtiyor bize.Anlıyoruz ki çok soru sormayın demek istiyor.Biz de en merak ettiğimiz konuları hızlıca sormaya başlıyoruz.İlk sorumuz hakem olmanın zorluğu oluyor. “Seyirci baskısıyla oyunu yönetmek zorlaşıyor.”diyor. Türk hakemleri atmosferden çok fazla etkileniyor. Yanlış bir karar verdikten sonra o kararı geri döndürmek için bir kez daha yanlış yapıyorlar. Bu futbol severler arasında ”diyet ödeme” olarak tabir ediliyor. Siz de bu hatalara düşüyor musunuz diye soruyoruz. Soruya cevap verip vermemekte tereddüt eder gibi düşündükten sonra “Tabi böyle hataları az da olsa bütün hakemler yapar.Bu o kadar doğru bir şey olmasa da hepimiz insanız hata yapabiliriz.”diyor.Bu cevap bize samimi bir itiraf gibi geliyor.Anlıyoruz ki hakemler seyirciden,sahanın atmosferinden etkileniyor ve o televizyon başında bizi çıldırtan kararlar öyle ortaya çıkıyor.

“ Maç sırasında küfür edildiğinde neler hissediyorsunuz”  diye soruyoruz. “Aldırış etmiyorum. O an kendimi maça veriyorum ve seyircileri dinlememeye çalışıyorum.”diyor.Hakemler,en çok küfredilen,en çok hakaret edilen insanlar bir futbol maçında.Buna rağmen soğuk kanlılıklarını maç boyunca hiç kaybetmiyorlar.Bunu nasıl başardıklarını soruyoruz. “Mecburuz,yoksa bu işi yapamayız.”diyor.Bir daha dünyaya gelseniz yine de hakem mi olurdunuz?diye soruyoruz. “İşimi seviyorum,zorlukları var ;ama zevkli tarafı da çok .”diyor.Zaten bu işin çok sevmeden yapılamayacağını düşünüyoruz. “Sizce gelmiş geçmiş en iyi hakem kim?”  diyoruz.Hiç düşünmeden “PİERLUİGİ COLLİNA”diyor.Dünya kupası maçlarında Türkiye’nin sempatisini kazanan Collina,demek ki hakemlerimizin de sempatisini kazanmayı başarmış.Daha fazla zamanını almamak için kendisine teşekkür ediyoruz ve oradan ayrılıyoruz.

Futbol,ister kız ister erkek olsun insanların yaşamlarında önemli bir boşluğu dolduruyor. Diğer spor dalları  bir yana futbolun cazibesi farklı.Millet olarak  birlikte sevinip birlikte üzüldüğümüz bir spor.Bizi ortak bir payda etrafında bir araya getirebiliyor.O halde bu zevkli oyunu küfürlerle şiddet aracına dönüştürmek yerine ailecek eğlenebileceğimiz bir oyun haline dönüştürelim.Futbol bir ölüm kalım meselesi olmamalıdır.

Yoruma kapalı.