Pazar,22,Temmuz,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Gülsüm Anne’nin Umut’u

Gülsüm Anne’nin Umut’u

Röportajın Adı: Gülsüm Anne’nin Umut’u

Fethiye Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi

Öğrenciler: Berat Eryılmaz – Nadide Şahin,

Öğretmen: M. Burhanettin Türkmen

GÜLSÜM ANNENİN UMUT’U

Kelimelerle anlatılamayan fedakarlık ve karşılıksız sevgiyi tarif et deseler “Anne” denirdi. Annelik duygusu, bütün canlılara verilmiş bir armağandır. Günümüzde bu konuyla ilgili birçok habere rastlıyoruz. Anne bir köpeğin, bir kedi yavrusunu sahiplenip ona annelik yapması, annelik içgüdüsünden değil midir? Allah’ın canlılara verdiği merhametten kaynaklanmaz mı? Fakat bu kadar merhamet duygusunun içerisinde bile evladını terk eden,kendi çocuğuna zarar veren,işkence yapan hatta çocuğunu öldüren merhamet duygusundan yoksun annelerimiz de vardır. Bunlara rağmen son zamanlarda içimizdeki insanlığı ortaya çıkaran olaylar da olmuyor değil. Atamız da “Türk milleti öyle analara sahiptir ki her devrin büyük adamlarını böyle analar yetiştirmiştir.” diyerek son noktayı koymuştur aslında. Hiç kimse kollarında bir çocuk tutan anne kadar saygıdeğer değildir bizim gözümüzde. Annelik duygusuna emsal olabilecek büyük bir annemizden bahsedeceğiz. Dört çocuk annesi Gülsüm Kabadayı. Bir annenin çaresiz bir genç uğruna nelerden vazgeçtiğini,neleri göze aldığını,nelerle yüzleştiğini yerinde görmek için sevgi ve fedakarlık abidesi bir annenin yaşadığı şehre,Antalya’ya doğru yola çıkıyoruz.

Sıcak ve içten bir gülümsemeyle karşılayan Gülsüm ana “Buyurun evlatlarım, hoş geldiniz” diyerek bizleri içeri davet ediyor. Salona girdiğimizde ilk olarak Umut ‘u görüyor ve sıcak bir aile ortamında gerçek bir anne şefkatiyle yaşadığını görüyoruz tebessümünden. Hiçbir kan bağı bulunmadığı halde tanımadığı bir insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayan Gülsüm Kabadayı’yı tanımak adına ilk sorumuzu yöneltiyoruz.

“Biraz kendinizden bahseder misiniz?” ilk başta hafif gülümsüyor gözleriyle ve devam ediyor  “1972 yılında Antalya’da doğdum.Beş yaşında babamı kaybettim. Baba sevgisini hiç tatmadım.” derken gözleri doluyordu birden “Annem doğumdan sonra beni anneanneme verdi. Anneannem büyüttü beni. Annem ikinci evliliğini amcamla yaptı. On altı yaşında ortaokuldan mezun olduktan sonra evlendim. Dört yıl çocuğum olmadı.

Sonrasında Allah bana gurur duyduğum üç erkek evlat verdi. Beş yıl önce ise dördüncü oğlum Umut’a kavuştum. Şu an mutluyum. Önceden zengindik ama bütün mal varlığımızı kaybettik. Mal mülk verdi ; sonra aldı Rabbim.Ama ben mücadeleyi hiç bırakmadım. Zengindim ama… Yutkunuyor gözleri dolarak Gülsüm Anne pişmanlıkla birlikte. “ Allah’ımı unutmuştum, insanlığımı unutmuştum” diyordu. Peki, Umut’la nasıl karşılaşmıştı. 30 Ağustos 2008 de görümcem ameliyat için Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine yattı. Kolay bir operasyon olmasına rağmen Rabbim beni Umut’la karşılaştıracağından dolayı görümcemin yoğun bakıma yatmasını istemiş olmalı ki  görümcem yoğun bakıma alındı. Yoğun bakım ünitesinin kapısında beklerken önümden sedye ile ameliyathaneye kan revan içinde, her yeri ezilmiş bir hasta getirildi. Ameliyathaneden çıkan hemşireye hastanın neden bu hale geldiğini ve şu an nasıl olduğunu sordum. Üzerinden üç araç geçtiğini, safra kesesinin patlamış olduğunu, dalak, ciğer, beyin, el ve kollarının aşırı zarar gördüğünü ve hiç umut olmadığını söyledi. Aradan iki ay geçti ve 1 Kasımda görümcem vefat etti. Yoğun bakımdan görümcemin naaşının çıkarılmasını beklerken, iki aydır her gün durumunun nasıl olduğunu sorduğum ve hiç görmediğim Umut’un sedyeyle çıkarılışını gördüm. Kim olduğunu sorduğumda iki aydır sorduğum kişi olduğunu öğrendim. Yoğun bakıma ilk girişini gördüğüm için; çok zayıf, hareketsiz ve bitkin görünse de yaşadığı için rabbime şükrettim. Görümcemin cenazesini defnettikten sonra hastaneye gelip Umut’la ilgilenmeye başladım. Umut’a olan aşırı ilgimden dolayı hastane çalışanlarından tepki gördüm.

Üç ay sonra Umut’un gözlerinde “ANNE” ifadesini gördüm ve Umut’u evlat edinmeye karar verdim. Umut’u hala resmi olarak evlat edinemesem de koruyucu ailesi olarak devlet tarafından beş aile içinden ben seçildim. “ Gülsüm annenin azmi ile ünlü yazar Sallust’un şu sözleri uyuşmuyor mu sizce: “Başlamadan önce iyi düşün; ama bir kere başlayınca hemen bitirmeye bak.” Gülsüm Anne zorlukları hiçe sayarak çoktan gözünde bitirmişti bu durumu. Bu yolda emek, sabır ve merhametin olması gerektiğini düşünüyordu. “Koruyucu aile olarak Umut’a kimlik çıkarılmış ama bu olaydan benim hiç haberim olmadı. Devlete göre Umut’un üzerinde hiçbir hakkım yoktu. Bakın hala yok diyorlar. Ben Umut’a kol kanat geriyorum. Onlar ise kolumu kanadımı kırıyorlar benim. Çünkü hiçbir şeyi değilmişim Umut’un , böyle gerektiriyormuş prosedürler , koruyucu ailesin sadece diyorlar ve devletin koruması altındaymışız(!) hiçbir şey yapamıyorum. Tedavisini bile uygulatamıyorum.Rabbim bana bu emaneti verdiyse ben ona sahip çıkarım. Unutmayın Umut kimsesiz değil sadece çaresiz. Çok zor bir durum.  Herkes Umut’un şanslı olduğunu söylüyor ama asıl benim şanslı olduğumu kimse bilmiyor. İnsanlar beni ezdi, Rabbim beni yüceltti. Allah’ınızı, rabbinizi asla unutmayın. O’dur sizin sahibiniz

“Sabır, emek, merhamet” diyerek ve kalbini göstererek devam ediyor. “Şurayı açın, o duygularınızı pekiştirin. Umut bana bir ödüldü. Benim hiçbir şeyim yok. Evim kira. Üç çocuk okutuyorum.Bana Umut verileceğinde aileme sordular ve hepsi kabul etti. Çünkü çocuklarıma merhamet duygusunu aşıladım. Konuşma zorluğu çeken ,aynı zamanda kaynaştırma öğrencisi olan küçük oğlum “BENİM ELİM, AYAĞIM, GÖZÜM VAR AMA UMUT ABİMİN YOK. ONUN GÖZÜ, KULAĞI HER ŞEYİ ANNEM” dedi.

Anne baba çocukları nasıl yetiştirirse, çocuklar da öyle büyür ve hayata  devam eder. Çocuklarımıza Allah aşkını, merhameti, anneye babaya saygıyı aşılayın. İnsanlar şu an kendi çocuklarını sokağa atacak kadar aciz bir durumdalar. Vicdanlarının sesini dinlemiyorlar, sevgisiz ortamda büyüyorlar. Umut’u eve getirdikten sonra çevremdeki insanlar tarafından sürekli olarak Umut’a bakamazsın, neden yanına aldın, sen devletten zengin misin, bırak devlet baksın, yoksa senin bu işten bir kazancın mı var, sanki senin oğlun mu yok, ne yapacaksın bu yatalakla diyen, sevgiden, hoşgörüden, merhametten nasibini almamış , kişiler vardı. Sevginin, merhametin, sabrın aşamayacağı hiçbir şey yoktur.BEN İNSANI İNSAN OLDUĞU İÇİN SEVERİM. ÇÜNKÜ YARATAN VERMİŞ BEN NİYE SEVMEYEYİM? DİNİ, IRKI, MİLLETİ BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL.”diyerek gururlandırıyor bizi.  Anadolu kadını olduğunu ispatlıyordu.

Hayatta en büyük eğlence, başkalarının “Yapamazsın” dediğini yapmaktır aslında. Gülsüm Anne de tüm “yapamazsın” ları aşmış görünüyor. Sadece bununla da kalmıyor. Maddi durumum iyi olmadığı için Umut’un masraflarını karşılayamadığım durumlar da oldu. O anlarda arkamda Türk doktorları, Türk anneleri ve devletim vardı.

 

Rusya’daki programdan teklif aldığımda arkamda büyük Türk halkı vardı. Peki Türkiye’de sizi eleştiren hor gören çok fazla kişi vardı. Rusya’da nasıl bir tutumla karşılaştınız? Stüdyoya girdiğimde seyircilerin, sunucunun herkesin ağladığını gördüm. Hiçbiri konuşamıyordu. Sadece ağlıyorlardı. Bir Rus milletvekili tüm Rus halkı adına elimi öpmek istediğini söyledi ve öptü. Sadece bunu yapabildiler. Moskova’da bana sordular nerden güç alıyorsun? Allah’tan dedim. ALLAH’IMDAN, TÜRK ANNELERİNDEN, TÜRK DOKTORLARINDAN alıyorum. Kıyamet kopmadıysa senin sayende oldu dediler. Hayır dedim kesinlikle. Şu an İslam dinini araştırıyorlar.  Eğer istersem Umut’un tüm masraflarını karşılayacaklarını ve bana da maddi yardımda bulunacaklarını söylediler.

Ben asla kabul etmedim. Benim arkamda YÜCE TÜRK MİLLETİ var dedim. Onlardan sadece Umut’un sağlığı için dua etmelerini istedim. Türkiye’de beni hep kıyafetimle, fakirliğimle eleştirdiler. Rusya’da asla böyle tavırlar sergilemediler. Beni mutlu eden bir olay da bu oldu. Orda emeğimin karşılığını aldığımı hissettim ve emeğime saygı duyulduğunu anladım.

Beş yıldır hep ezildik ve ezmeye devam ediyorlar bizi. Bana kapılar Türkiye de hep kapandı ama ben umut için sustum. Adamın olursa, zengin olursan işler tıkır tıkır yürüyor Türkiye de”. “Türkiye’de bu eleştirilerden sonra Rusya’da böyle tutum görünce Türk halkıyla  Rus halkını inanç ve yaşam biçimi yönünden kıyasladınız mı hiç?  “Tabi düşündüm. Biz İslamiyet’i doğru yaşayamıyoruz. Rabbim herkesi Müslüman olarak yaratıyor. Onlar o dini kendileri seçiyor. Umut vasıtasıyla bir kişi bile Müslüman olursa ne mutlu bana. Onların da merhamet duyguları bol. Bana “olmayan yüreğimizi kanattın” dediler.

Ben “Umut Gönüllüleri Vakfı” kurmak istiyorum. Evlatlarımızın bakımını sevgiyle merhametle yapmak istiyorum. Ben bu yola Allah rızası için çıktım. Yine söylüyorum, tek amacım yüreği yanan annelerimizin acılarının bitmesi. “Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir, sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarlarını aramaz” diyordu adeta gözleriyle. Umut’un anneleri olduğunu iddia eden birçok aile var diyerek  devam ediyordu sözlerine. Bir anne Umut’un tüm yanık izlerini, geçirdiği operasyonları, hatta  ayak numarasını da bildi. Ama beni asıl şaşırtan olay ise bana “Ben Umut’a senden daha iyi bakamam. O artık senin oğlun. Ben onu senden asla almam.”  demesiydi. Bir yandan sevindim tabi fakat annesini istiyorum, gelsin yanıma ben ona da bakarım. Anne dokunuşu farklıdır her zaman. Ben Umut’a sevgimi, merhametimi hissettirdim  ama annesinin yeri farklıdır onda. Bize tedavi sözü bile verildi. Fakat Umut’a “Tedaviye elverişsizdir.” diye rapor çıkarıldı. Bizim önümüze engel kondu. Üst kademe izin veriyor lakin alt kademeden izin alamıyoruz.

Çekinerek soruyoruz “Günün birinde Umut’u elinizden alsalar ne yapardınız?” …Derinden bir nefes alarak gözlerinden yaşlar ve ağzından şu kelimeler döküldü:  “ÖLÜRÜM, BİTERİM. Eğer Umut’u benden  alırlarsa önce Umut sonra da ben ölürüm. Umut otursun, konuşsun sonra alsınlar benden. Kimse benim baktığım gibi ona bakamaz. Umut hayata döndükten sonra beni öz anası bildi. Siz bir çocuğu öz annesinden ayırabilir misiniz?  Umut benim için çok değerli. O bana Rabbimden gelen bir hediye. Bir imtihan. Bir emanet… Ben Umut’a kendim bakarım. Kimseye veremem. Benim ona beslediğim sevgiyi kimse besleyemez.

Ben ölümden hiç korkmadım. Sadece rabbimin karşısına ne yüzle çıkarım diye düşündüm. Ama beş yıldır korkuyorum. Çünkü daha görevim çok diyorum. Ölmek için çok erken. Sevgimi paylaşmam gereken o kadar çok çaresiz insan var ki… İnsanımız çok bencil sevgi konusunda. İslamiyet bu değildir. İslamiyet paylaşmaktır. Size tavsiyem annenizin, babanızın, ailenizin kıymetini bilin. Merhametinizi, sevginizi, şefkatinizi onlarla paylaşın. Körleştirmeyin duygularınızı…

Elmas gerçek mahiyetine ışıkla beraber kavuşur, sevgiyle bakılan kalplerde  böyledir. Dünyanın en zengin ve mutlu insanları sevgiyle bakabilenlerdir. Annesinden dayak yediği halde, yine “anne” diye ağlayan bir çocuktur aşk.Bir şairimizin de dediği gibi  “İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan ve ayrılık, ANNEDEN, vatandan, arkadaştan.

Ne garip, aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana, yüreği kör olana değil de gözü kör olana acınır. Bilmezler ki anne yüreği ne yavaştır ne de kör, bunu bilmeyen insanlar var; ne sarhoş ne nankör. Hayat sevgiden, merhametten yoksun büyümek değildir. Bu yaşamak sayılmaz. Hissetmen gerekir yaşamak için. Anne olman gerekir. Hissettirmen gerekir. Gülsüm Kabadayı bir Anadolu annesi olduğunu ispatladı bugün bizlere. Hayatı ne kadar sevgisiz yaşadığımızdan bahsetti. Bencil yaşadığımızdan. Ne mi var elimizde, bir kalp nankör, bir de eğitilmiş merhamet ama kör…

 

Yoruma kapalı.