Pazar,11,Kasım,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Hayda Bre Pehlivan

Hayda Bre Pehlivan

Röportajın Adı: Hayda Bre Pehlivan

Fethiye Mehmet Erdoğan Anadolu Lisesi

Öğrenciler: Berat Eryılmaz – Ecenur Karagöz,

Öğretmen: M. Burhanettin Türkmen

Hayda Bre Pehlivan

Yemeğin tuzu, biberidir güreş. Koymadığın da içine uğranmaz sofrana. Güreş dilsiz değildir. Konuşur. Geçmişimizi haykırır, atalarımızın kan revan içinde kalmış hayatlarını anlatır bize. Güreşenlerin alnından eksik olmayan ter damlaları, zamanında evlatları için ağlayan analarımızı resmeder bize.

Şafak sökmeye yakın , Antalya’nın acılı tarhana kokan köylerinden geçiyoruz. Zamanında ne savaşlar, ne yiğitlikler yapmıştı bu Anadolu toprakları. İçinde ne atalar, ne Muradlar yetiştirmişti. Bu topraklar sadece anı değil. Bu topraklar örf ve âdetin babası, ata sporlarının baş tacı, bizlerin ise ekmeğin yanında eksik etmediğimiz söğüşlenmiş soğanımız, domatesimiz ana vatanıdır. Şehrin içine geldikçe kavurucu sıcak arabamıza hücum ediyor. Çok tedirgin hissediyorum. Atalarımızın korkusuz torunları; pehlivanlarımızla sohbet etmek beni endişelendiriyor. Sinirlenip bize el ense yapacak diye korkuyoruz. Bu durumu dile getirdiğimde ise kâh gülüyor, kâh heyecan dolu sözler sarf ediyoruz. Yavaş yavaş Antalya-Kepez’de bulunan tesise yaklaşıyoruz. Pehlivanımız Serhat Gökmen’le konuşmak için oturuyoruz.

Gözlerimde kara bulutlar beliriyor, soru yağmurları başlıyor.‘’Merhaba, nasılsınız?’’ Pehlivanımız, henüz yeni güreşten geldiğini belirterek alnındaki teri siliyor ve yorgun olduğunu bize hissettiriyor.’’ Bugün ki müsabakada şampiyon olduğunuzu duyduk. ’’ diyor Berat gülümseyerek. ‘’Evet, aynen öyle’’. ‘’Nerelisiniz?’’ diye söze atlıyorum. ‘’Doğma, büyüme Samsunluyum’’. “Ne kadardır Antalya’dasınız?’’ “5 yıldır Antalya’dayım. Buraya transfer oldum. Bundan önce İstanbul, Kocaeli gibi yerlerde de bulundum.’’ Gözlerinde ki memleket özlemini hissedebiliyordum. “Neden güreşi seçtiniz’’ diye pehlivanımızın hasretini bölüyor Berat. “Güreşe başlama sebebim çok ilginçtir. Arkadaşlarım futbolu çok oynardı. Daha sonra başka bir mahalleye taşınmak zorunda kaldık. Orada da çok kız vardı, erkekleri ise güreşle ilgileniyorlardı. Ben de tek kalmamak için güreşe başladım. Derken vesileyle güreşte bir yol aldım.’’ Şaşırdım. Çünkü güreşte adını altın harflerle yazdıran pehlivanlarımız hep ailelerinden miras kaldığı için güreşle ilgilenmeye başlamışlar.

’’Güreşe kaç yaşında başladınız?’’ Biraz düşündü. Hafızasını yoklayarak ‘’13 yaşında başladım’’ dedi. ‘’Güreşe genç yaşta başlamak daha doğru olur herhalde?’’ ‘’ Evet, öyle. Alt yapı her sporda önemlidir. Ne kadar genç yaşta başlarsan alt yapın o kadar sağlam olur. Bu nedenle genç yaşta başlamak önemlidir.’’ Burnumuza sıcacık çay kokuları geliyor. Yine uzun bir tarih yolculuğuna çıkarıyor bizi. Bu toprakların her kokusu ayrı bir hazine. Her hazinenin korumacısı da güreş. Her yerde karşımıza çıkan bu güreş, adeta köprü. Nasıl Türkiye doğu ile batı, kuzey ile güney arasında köprü görevi yapıyorsa, güreş de tarih ile insan arasında köprü görevi yapar. Yeni sorular için kelimeleri bir düzene sokup devam ediyoruz.

“Eğitim durumunuz hakkında bahseder misiniz?’’ ‘’Yeni bir üniversiteye başlayacağım. Bölüm ise BESYO. Tercih edeceğim iller Burdur, Kütahya veya Karaman olabilir’’. ‘’ Neden oraları düşünüyorsunuz?’’ ‘’Güreş ağırlıklı olduğu için. Bunun yanında eğitim görevlilerini tanıyorum ve birçok arkadaşım orada. En çok bunlar etkiliyor’’. Daha farklı sorular sormak için elimdeki soru kâğıtlarını karıştırıyorum. Asırlardır değer verdiğimiz güreş hakkında bir şeyler öğrenebilmek için her yolu deniyorum. ‘’Güreşeceğinizi öğrendiklerinde ailenizin tepkisi ne oldu?’’ ‘’İlk başladığım günlerde önüme çok engel koydular. Bizim ailemizde çocuklara ayrı bir düşkünlük vardır. Fakat ben yine de güreşi bırakmadım. Sonunda benimle başa çıkamayacaklarını anladılar. İyi dereceler almaya başladım. Önyargılarını boş verip bana destek olmaya başladılar.’’ Her aile böyle yapardı muhtemelen. Empati kurmak gerekirse, oğlum olsa güreşmesine ben de müsaade etmezdim. Fakat bazı insanlar doğuştan pehlivan doğar. Ne kadar engel olsan da damarlarında dolaşan sıcak pehlivan kanı onları güreşten alıkoyamaz. ‘’Güreşin vücudunuza verdiği bir hasar oldu mu?’’ ‘’Her güreşçinin vücudu küçük ya da büyük hasarlar görür. Mesela geçen sene Kırkpınar’da kulağım şişmişti. İnternette fotoğrafları dahi vardır. Sonra ameliyat oldum. Bunun haricinde dizimden, ayak parmaklarımdan sakatlandım.’’ Pehlivanımızı biraz daha geçmişe götürmek için kollarımızı sıvadık. ‘’Güreşe ilk başladığınız da iyi dereceler alacağınızı tahmin etmiş miydiniz?’’ ‘’Hayır. Çünkü benim başlamam ileriye dönük değildi, sadece o anlık bir hobiydi’’. ‘’Pekâlâ, güreşçi olmadan önce ne hayaller kuruyordunuz?’’ ‘’ Biliyorsunuz ki her insan ya doktor ya öğretmen olma hayali kurar. Ben rahatıma düşkün bir insan olarak bir işletme sahibi olmanın hayalini kurdum. ’’

Bu cevaptan sonra oturduğumuz sandalyeler dahi kahkahalara boğulmuştu. Mizah anlayışı kuvvetli bir pehlivandı. Bir şey daha keşfetmiştik. Onlar sert ve güreşçi bir ambalaja sarılmış, komik ve altın kalpli insanlardı. ‘’Yağlı güreş hem çok zor hem de yağ kaygan bir madde. Adamları tutarken zorlanmıyor musunuz?’’ ‘’Yağlı güreş gerçekten çok zordur. İnsan anatomisine çok aykırıdır. Kırk derecenin altında normal bir insan güreşirken zorlanır. Tutması zor görünüyor fakat her zor işin bir kolay tarafı vardır. Giydiğimiz kıspetler de bu işin kolay yanı. Güreşirken kıspetlerden tutarız. Bu şekilde pek zorluğu kalmaz.’’ Bizim için kıspetlerden tutması bile zor görünüyordu. Güreşçimizin biraz dinlenmesi için ardı arkası gelmeyen sorularımıza ara verdik. Dikkatimi yine süt beyazı duvarlara çevirdim. Neden güreşi önemsemiyorduk? Bize Nasrettin Hoca fıkraları gibi ders veren noktalarını neden görmezden geliyorduk? Neden duyarsızdık bu kadar? Tarihimiz arkamızdan ağlamamalıydı. Büyük bir hüzün kaplamıştı etrafı. Tekrar sorularımıza devam ettik. ‘’Minder güreşi ile yağlı güreşin arasında ki fark nedir?’’ ‘’Minder güreşi altı dakikayken, yağlı güreş otuz beş dakika civarında oluyor’’.

Otuz beş dakika dile kolay, bileğe zor. Yaptıkları sporun cephede savaşmaktan farkı yok. ‘’ Bir güreş türü olarak karakucak güreşi de varmış. Bize karakucak güreşiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?’’ ‘’Bu güreş yağlı güreşin yağsız versiyonudur. Genellikle güreşirken yeşil kıspet giyilir. Süresi de genellikle yirmi dakika olur.’’ Güreşte de rakibin aklını çelebilecek taktikler yapılabilir miydi? Müsabakaları izlerken insanlar bunu pek fark edemiyordu. Bunu sormak için büyük bir merakla sözlerini bitirmesini bekledim. ‘’Özel taktikleriniz var mı? ’’Tabii. Herkesin kendine göre taktikleri vardır. Mesela benim kol sarması, yan kazık gibi taktiklerim var. Bunları uygulaması da pek kolay olmuyor tabii ki‘’. ’’Antrenmanlarınız nasıl oluyor? Ağırlık çalışmak şart mı?’’ ‘’Güreş için dayanıklılık gereklidir. Bunun içinde ağırlık şarttır. Ağırlık olmazsa kolay sakatlanabilirsiniz.’’ Vücutları sadece ağırlık sayesinde bu kadar iri olamaz ya. ‘’Beslenmeniz nasıl oluyor?’’ ‘’Sabah normal bir kahvaltı, akşam ise genellikle et ve ızgara çeşitleri oluyor. Vücudumuz için protein gerekli. Bu yüzden kalori ve protein değeri yüksek yemekler yememiz gerekiyor. Aşçılarımız bu konuda bizi yönlendiriyorlar. Genellikle et ve et ürünleriyle besleniyoruz diyebilirim.’’

Tesis deniz kenarındaydı. Martıların çığlık çığlığa haykırışlarını, sahilde koşuşturan çocukları, bir oraya bir buraya çarpan yosunlu dalgaları görebiliyorduk. Bahçesi yemyeşildi. İnsanı cennette gibi hissettiriyordu. Bir pehlivanın bugün ki hayat şartlarında güreşi ne mevkilerde gördüğünü öğrenmek istiyordum. Çünkü güreş sessizliğe boğulmuş, adeta tarihle kaybolmak üzere. ‘’Güreşi şuan hangi noktalarda görüyorsunuz?’’ ‘’ Bir tenis veya herhangi bir spor kadar popüler olmasa da kendi vizyonunda futboldan sonra en çok değer verilen spor olduğunu düşünüyorum. ’’ Mis gibi çay kokan sorularımızı çayın kaynağı Karadeniz’e bağlamak istedim. Nede olsa memleketiydi. ‘’ Karadeniz’le burayı güreş müsabakaları açısından karşılaştırsanız farkları neler olur?’’ ‘’ İklim hariç pek farkları yok. Karadeniz genelde fazla yağış aldığı için güreşme imkânları daha kısıtlı oluyor. Burada ise neredeyse her mevsim günlük güneşlik. İmkânlar fazla.’’ Haklıydı. Fethiye’de sıcaktır fakat Antalya’yla boy ölçüşemezdi. Tüm gün kavurucu sıcaktan yakınan ifadelerimi anımsamıştım. Kendi kendime güldüm. Bu sırada antrenman odasına doğru iri yapılı, çatık kaşlı pehlivanlar giriyordu.‘’ Bugüne kadar güreştiğiniz en güçlü pehlivan kimdi?’’ ‘’ Rakiplerimin hepsi çok iyidir. Unutamadığım bir pehlivan olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü her hafta güreşe gidiyorum. Her hafta farklı pehlivanlar oluyor. Hatırlamak çok zor. İlle de söyleyeceksem Ali Gürbüz, Recep Kara, Sermest Bulut güçlü pehlivanlar diyebilirim.’’ Sözünü bitirdiği anda Sermest Bulut kafasını uzatıp ‘’hayırdır adım geçti’’ deyince herkes şaşırdı. Daha sonra bize ‘’bu adam çok güçlü, geçen hafta beni yendi’’ diyerek gür sesiyle bizi kahkahalara boğdu. Pehlivanların ortak özelliklerinden birisinin de mizahi yönlerinin olduğunu düşünmüştüm. Sicim kıvamında ki soru yağmurları devam ediyordu. ‘’Bazı sporcuların uğurları vardır. Sizin var mı?’’ ‘’ Hep dua ederim. Benim tek uğurum duadır.’’ Dinine de bağlı genç bir pehlivandı. Çok güzel ve gurur vericiydi. ‘’ Olimpiyatlarda minder güreşinin kaldırılacağı söyleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?’’ ‘’ Bu konuyu arkadaşlarla konuşmuştuk. Gerçekten çok yanlış yaptıklarını düşünüyoruz. Sonuçta atalarımızı bize unutturmayan bir spor. Popülaritesinin iyice düştüğünü düşündükleri için kaldırmak istiyorlar. Oysa ki büyük reklam firmalarıyla anlaşılıp reklam filmleri çekilebilse veya herhangi bir şekilde insanların ilgisini daha çok çekebilseler bu durum ortadan kalkabilirdi.’’

Çok haklıydı. Televizyonlarda her türlü reklam varken güreş reklamlarının olmaması üzücüydü. ‘’Herkesin hayata belli bir bakış açısı vardır. Sizin ki güreşle sağlanmış. Bunun haricinde başka bir düşünceniz veya amaç edindiğiniz bir şey var mı?’’ ‘’ Şöyle bir cümleyi amaç edindim. Bu sadece güreş için değil, hayatın her noktasında uygulanabilecek bir cümle. ‘’ Rekabetin olmadığı yerde başarı olmaz. Başarının olduğu yerde samimiyet olmaz.’’ Bence bu çok doğru bir söz çünkü samimiyet fazlalığı laubaliliktir. Bu da başarı getirmez. Rekabet yoksa da herkes yerinde sayar, bir ilerleme kaydedemez. Bu da kimseyi başarıya götürmez. Hayatımın her alanında bu amacım çerçevesinde hareket etmişimdir.’’ Güreşçimizin edebi yönü kuvvetli görünüyordu. Bunun yanında tarihi bilgilerini de hava da kapıyordum. Bize Türk tarihi ile ilgili pek çok bilgi beyan ediyordu. Ortamı yine ısıtmak için sorularımıza devam ettik.‘’Güreş meydanında yaşadığınız ilginç olaylar var mı?’’ ‘’ Sıcağın göbeğinde güreşiyoruz. Bu da belli bir zamandan sonra insanı fazlaca etkiliyor. Bir gün rakibimle güreşirken, yan tarafta başkasıyla güreşen bir pehlivan gelip bana sarılmıştı. Oysaki onun rakibi karşısındaydı. Bu olay gerçekten çok gülünçtü.’’ Neredeyse tüm sohbet boyunca kahkahalar havada uçuşuyordu. Bir gülüş seli almıştı etrafı. Gülmekten ağzımın ağrıdığını halâ hissedebiliyorum. ‘’ Her sporda olduğu gibi güreşte de tezahüratlar var mı? Varsa bunlar nasıl oluyor?’’ ‘’Genellikle isim veya lakaplarla destekleniyoruz. Seyirciler hep çığlık çığlığa oluyor’’.

‘’ Sizin lakabınız nedir?’’ ‘’ Bana genelde örümcek adam diyorlar’’ Rakiplerine dört elle sarıldığını anlatan bir lakap. Biraz da okullarda ki aktivite eksikliğinden yakındık. Beden eğitimi öğretmenleri voleybol, basketbol gibi popüler sporlar yerine tarihle bezenmiş güreş gibi sporları yaygınlaştırsalardı belki de insanlar tarihlerini daha fazla hatırlarlardı. ‘’Okullarda güreş sporu yaygın değil. Bunu nasıl yaygınlaştırabiliriz?’’ ‘’ Beden öğretmenlerinde veya okuyan öğrencilerin arasında güreşle ilgilenen olursa yaygınlaşabilir. Başka türlü yayılabileceğini pek düşünmüyorum’’. Artık antrenmanının başlayacağını ve son sorularımızı sormamızı istediğini söyledi. Bizi kırmak istemeyen ses tonu çok güzeldi. ‘’ Son olarak güreş için bize neler tavsiye edebilirsiniz?’’ ‘’ Şu an ki gençler telefon veya internet gibi sanal ortamlarla çok iç içeler. Bunlardan uzak durmanızı tavsiye ederim. Bu teknolojik yapılar insanlar arası iletişimi kopartıyor. Spor ise bu iletişimi daha da kuvvetlendirir. Size tavsiyem sadece güreşle değil, herhangi bir sporla ilgilenin.’’

Bu sohbet gerçekten akıllardan çıkmayacaktı. Çünkü güreş bize vesileyle hem sahip olduğumuz geçmişi hem de korumamız gereken geleceğimizi öğretmişti. Belki bizim pahalı sporlarımız yoktu, belki de hiç popüler bir tarih yaşamamıştık. Ama biz tek başına kıspetimiz, canını vatan için feda eden atalarımız ve Türkler olarak bir şey kazanmıştık. Biz birliktelikten doğan kuvveti kazanmıştık. Ondandır ki geçmişte her Türk pehlivanı kara mermileri, cehennem sireni çalan gemileri sırtüstü getirebilmişti.

Yoruma kapalı.