Pazar,11,Kasım,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Kadın Olmak ?

Kadın Olmak ?

18. Röportajın Adı: Kadın Olmak?

Fethiye Otelcilik Turizm Meslek ve Ticaret Meslek Lisesi

Öğrenciler: Nadire Ataş  – Sevim Ödün

Öğretmen: Şahander Ertemli

Kadın Olmak

Kadın olmanın sıkıntıları, daha minik bir bebekken başlar ve ölünceye kadar da devam eder.Kız bebeklerin çoğu “A!  yine mi kız? “sorusuyla doğar.Oğlum oldu diye gurur duyan Türk  erkekleri, kızı olunca cılız bir sesle “kız oldu. “der.Kadınlarımız bile kızı olunca pek sevinmez.Oğlan doğurmayı marifet sayarken,kız doğurmayı aşağılanmışlık olarak algılar.Böyle bir toplumda kadın olmak ayakkabısız, patika yolda yürümeye benzer.İşte tam da bu noktada toplumun farklı kesimindeki kadınlara kadın olmanın zorluklarını sormak istedik.

Gönül abla,çocukları ile evi arasında sıkışıp kalmış bir ev kadını.”Bize biraz kendini anlatır mısın ?diyoruz.Gönül abla utana sıkıla başlıyor konuşmaya.28 yaşında olduğunu, iki çocuğu olduğunu,18 yaşında evlendiğini belirtiyor.Kendi yaşımızı düşünüyoruz.Nerdeyse biz yaşında evlenmiş Gönül abla.Bu kadar erken evlenmenizi aileniz mi istedi diye soruyoruz. “Başlangıçta ailem istedi,eşimi görücü usulüyle tanıdım,birbirimizden etkilendik;benim ailem çok altın isteyince eşim yapamadı,biz de kaçtık.”diyor. “Kaçtım” derken gözlerinin dolduğu dikkatimizden kaçmıyor.Annem anlattı.Eskiden Fethiye’de kız tarafı oğlan tarafından evlenecek kız için ev ve altın istermiş.Annem köylerde bu geleneğin devam ettiğini söylüyor.Oğlan tarafı bu istekleri yerine getiremezse kaçmak çözüm gibi görünüyor.Burada ailelerin hatalı olduğunu söylüyoruz Gönül abla   “Benim de hatalarım var.”diyor.kaçmak yerine mücadele edebilirdim.”Pişman mısınız?diye soruyoruz.”Pişmanım.En çok da okulu bıraktığım için pişmanım,hayalim öğretmen olmaktı.”diyor.

Daha fazla üzmemek için konuyu değiştiriyoruz.Her gün evde olmak nasıl bir duygu diye soruyoruz. “Bazen günler iyi geçiyor.Bazı günler de  kavga ediyoruz eşimle. Çocuklarıma kızıyorum çekişiyorum; ama faydası yok. Çünkü istediğim bir şey olmuyor; mesela gündüzleri  eşim olmuyor, çocuklar da okula gidiyor, onlar gittikten sonra temizlik yapıyorum;ama akşam herkes bir geliyor, evde çocukların odası bir dağınık, oturma odası bir dağınık, kitaplar yerlerde yastıklar bazen havada uçuyor ve ben bu duruma çok sinirleniyorum.”Çok yoruluyor musunuz? diye soruyoruz. “Gündüz  temizlikle uğraştığımda evet yoruluyorum;çünkü sürekli hareket halinde olduğumdan yoruluyor insan tabi ki de…Her işe yetişmeye çalışıyorsunuz.Bazen hiç oturmadan akşam oluyor.Tabi yaptığınız iş hiç de önemsenmiyor.Eşime  bugün çok yoruldum desem “Her gün yatıyorsun bir de mız mız ediyorsun !”diyor aslında gönül ablanın yakındığı hepimizin annelerinin yakındığı şeyler.Akşama kadar çalışıp da hiçbir şey yapmıyor görünmek.Çocukları,eşi için yaptıklarının dikkate alınmaması.Kadınlar ağzı ile kuş tutsa  da  her halde erkeklere yaranamazlar.Kadın evde çalışır,işte çalışır;evde bir de kocasına hizmet eder.Aslında bana göre kadın erkeğe göre çok güçlüdür.Erkekler bu kadar çok çalışsa  iki günde biterler diye düşünüyorum.

“Eşinize maddi olarak bağımlı yaşamak sizde nasıl sıkıntı doğuruyor?”diyoruz. “Her zaman para istemekten utanıyorum.Bir mağazanın önünden geçiyorsunuz kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorsunuz.Oradaki elbiseyi almak istiyorsunuz;ancak eşim ne der düşüncesiyle vazgeçiyorsunuz. Kendi paramı kazanıp rahatlıkla eşime muhtaç olmadan, paramı harcamak isterdim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı çok isterdim.”diyor. Kadın kendi ayaklarının üzerinde durabilmeli;yoksa ezildikçe eziliyor.Erkeğin saltanatını baştan kabul etmiş oluyor.

Genç kızken hayalleriniz nelerdi,şimdi hayallerinizi ne kadar gerçekleştirdiniz?diye soruyoruz. “Okumaktı,hayatı tanımaktı en büyük hayalim İngilizce öğretmeni olmaktı ya da turizm de çalışmaktı; ama hiçbiri olmadı.” diyor.Hayallerini gerçekleştirememenin burukluğu var gözlerinde.Bu arada çocuklarından biri koşarak içeri giriyor.Çocuğu kucağına alıyor“Bundan sonra bütün hayallerim onların geleceğine dair” diyor.”Keşke hayallerinizin peşinden gitseydiniz.”diyoruz.Ağzından yavaşça bir keşke çıkıyor.Mutlu musunuz diye soruyoruz. “Erkekleri bilmiyor musunuz?İşine geldiklerinde mutlu ederler işine gelmediklerinde üzerler.Ben de ufak şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum.Çocuklarım mutluluk kaynağım benim.”diyor.Gönül abla,hayallerini,geleceğini,mutluluğunu çocuklarına bağlamış.Bu durum çocuklar için de anne için de zor bir durum olsa gerek.

Son yıllarda televizyonlarda,gazetelerde sürekli kadına şiddet haberleri izliyoruz.Siz hiç şiddet gördünüz mü, gördüyseniz bu sizin davranışınızı nasıl etkiledi ?diye soruyoruz. “Zamanında gördüm ama hiçbir zaman davranışımı değiştirmedim hep içime attım ve Allah’a havale ettim, hiçbir zaman  tavırlarım değişmedi.”diyor.Anadolu kadını böyledir işte sinesine çeker,içine atar;Hiçbir şey yokmuş gibi hayatına devam eder.Oysa yüreği yangın yeridir.Sevdiği uğruna her şeyi göze aldığı adam,ona acımadan vurmuştur.kalbi  paramparçadır;ancak yine de çocuklarının babasıdır.”Döver de sever de” der,teselli eder kendini.Kadın o kadar yüce yaradılışlı bir insandır ki kendisine kalkan o ellere karşılık kendi elleri ile yemek hazırlar ve kocasına hizmet etmeye devam eder.

Evdeki bir kadının ruh halini merak ediyoruz. “Çok sinirli olurum ben; çünkü evde hiçbir istediğim olmaz.Evi temizlerim, çocuklarım dağıtır, ben toplarım onlar bozar, o yüzden çok sinirli olurum.Bir de her gün aynı işi yapıyorsunuz.Eşinizi,çocuklarınızı mutlu etmek için elinizden geleni yapıyorsunuz;kimse sizin için bir şey yapmıyor.Zaman zaman bunaldığım, isyan ettiğim oluyor.”diyor.Annemde ve çoğu ev kadınında gördüğüm kadarıyla temizlik onlarda bir hastalık sen de de var mı böyle bir hastalık diyoruz? “Temizliği severim,sanırım biraz var.”diyor.

Bize kadın olmanın zorluklarını anlatır mısınız? “Sabah erken kalkarım eşim işe gitmeden kahvaltı hazırlarım, onu uğurlarım işe ilk önce. Daha sonra çocuklarımı okula hazırlarım,kıyafetlerini giymelerinde yardımcı olurum.Kahvaltı hazırlarım onlara. Daha sonra okula uğurlarım,onlar gittikten sonra evimi temizlerim.Öğlen için eşim ve çocuklarıma  yemek hazırlarım; yani hemen hemen  bütün işler bana kalır, her işi ben yaparım; ama erkek her zaman çalışır gelir hazıra konar.Hep benden  bir şey beklerler.Bu son sözcüğü söylerken ağlamaya başlıyor gönül abla.Belki de ondan sürekli bir şeyler beklenmesi onu çok yormuş.Gönül ablayı böyle görünce kendi annelerimiz aklımıza geliyor.Onların yaşadıklarını  biraz daha anlamaya başlıyoruz.Gönül ablaya teşekkür edip oradan ayrılıyoruz.Yolda giderken “Ev kadını olmak göründüğü kadar kolay değilmiş.”diyor Sevim.Aynı duyguları paylaşıyoruz.

Sevim’le bir sonraki görüşmemiz için saat 10’da Yakabağ köyüne doğru yola çıkıyoruz.Akrabalarımız vasıtası ile Ayşe teyzeyi buluyoruz.Bağın bahçenin ortasında şirin bir evi var Ayşe teyzenin.İnekleri,tavukları,keçileri ile bir dost gibi.Onlarla konuşuyor;bazen  onlara kızıyor. Etrafı biraz gezdikten sonra başlıyoruz sohbete. Köy hayatının zorluklar nelerdir?diye soruyoruz.  “ Köy hayatının golaylıkları olduğu söylenmez hinde emme zorlukları da çoktur. Susuzluk gibi sorunları oluyor genelde.Eskiden bir oda daştan evim vardı orda yaşayodum. Hindi ev yaptırttık borda yaşayoz. Köy hayatının kolaylıkları olduğu söylenmez.Köyde yaşamak  zordur gızım.”diyor.Bu arada sırtında hayvanlarına yiyecek taşıyan bir kadın dikkatimi çekiyor.Diğer bir kadın elinde orak şalvarıyla tarlaya doğru gidiyor.Bir diğeri hayvanlarını otlatmaya gidiyor.Yani köyde kadınlar arı gibi çalışıyor.Erkeklere pek rastlamıyoruz.. Kadın her yerde kadındır.Yaptıkları iş farklı da olsa farklı yerlerde yaşasalar da kadın olmanın zorluğunu hepsi de yaşar.

Ayşe teyzenin 18 yaşında evlendiğini öğreniyoruz. “ Çor erken evlenmişsiniz ve çocuk sahibi olmuşsunuz.Çocuklarınızı istediğiniz gibi büyütebildiniz mi?”diye soruyoruz. “Nerdeee….İlk çocuumda çok zorluk çektim.Kimsecikler de yardım etmedi a gızım!Çocun altını bağlayamadım,gayınnam malın ardına gönderirdi guzucumu emdiremedim bile..geçileri,malları gütmeye gederdim,çocuk sırtımda.Altını deştiremezdim sidik topuklarımdan akar gederdi.Böle böyüttüm işte.”diyor.Bunları söylerken yüzündeki kırışıklar biraz daha artıyor; sanki o günleri yeniden yaşıyor gibi acı çektiği gözümüzden kaçmıyor.Beslediğiniz hayvanlar var mı?diye soruyoruz.  “Evet var. Bi denecik ineğem var. Saman alıyoz buna yem alıyoz bunların hepsini karıştırıp veriyoz emme geçimimizi zor sağlıyoz bi maaşla gıt ganaat geçiniyoz bi de yem saman aldığımızda maaş zor yetiyo emme netcesin gene süt yoğurt almayoz.”diyor.Her şekilde haline şükrediyor..

Genç kızken hayalleriniz nelerdi, şimdi hayalleriniz ne kadar gerçekleşti?diye soruyoruz. “Bende el gibi gidip kuşanmak isterdim. Eskiden yokluk olduğu için istediğimiz her şey olmazdık . Eskiden genç kızken böle şeylere tamah ettiğimizden çeşit çeşit giyinmek isterdim. Emme bunları hepsini evlenince gördüm.”Ayşe teyzenin çocukluğu çok yoksulluk içinde geçmiş.Tabi yaşayamadığı şeyler de içinde kalmış.Bize hiçbir şey içinizde kalmasın diye sıkı sıkı tembihliyor.

Şiddet görüyor musunuz?diye soruyoruz. “Eveli arada gördüm. Benim adam, beni keserin sapıyla ile döverdi eveli.Emme hindi dövemeyor.”diyor.Eskiden keserin sapıyla dayak yiyen kadın teknoloji ile birlikte silahların hedefi olmaya başladı.Yaşadığınız  yerde kadın baskı görüyor mu? diye  soruyoruz. “Araların da gören oluyor. Hindi gözümle görmeden genede kimseyi suçlamayam emme arada gene çığrış bağrış sesleri kopuyo kadınların kocalarından dayak yediğinde sesleri çıkıyo.” Kadın her yerde şiddet görüyor.İster köy olsun ister şehir olsun;ister eğitimli,ister eğitimsiz olsun.Bizleri zayıf gören erkek milleti,gücünü bizim üzerimizde gösteriyor.Oysa asıl zayıf olan kendisi. Hemen ardından sizce Türkiye de kadınlar özgür mü diye soruyoruz. “Türkiyede kadınların yarısı özgür hindi ben hora gomşulara getsem oraya ne gediyon benden habarsız demez benim adam. Hunu yapsan nee yapıyon demez. Bazı kadınlar  işte biz gibi değeller. Kimisinin kocası da evden dışarı çıkarmaz bi yere getse ne gettin oraya diye döverler hemen kimisin işte kocası bişe yaptırmazlar golay golay.”diyor.Bu konuda Ayşe teyze kendini şanslı görenlerden.

Sosyal meselelerden çıkıp biraz da köy yaşantısıyla ilgili soru sormak istiyoruz.İnek nasıl sağılır?diye soruyoruz.Başlıyor anlatmaya “İneğin memelerinden nazikçe tutarsın kibarca aşağı indivereceksin bunu devamlı olarak yapcaksın o zaman ineğe sağmış olursun.”diyor.Bize inek üzerinde göstermesini istiyoruz.Eline bir kova alıp ineğin memelerine yaklaşıyor.Hızlı hızlı sağmaya başlıyor.Tazyikli bir çeşmeden su fışkırır gibi süt fışkırmaya başlıyor.Kovayı bize uzatıp “siz de deneyin.”diyor.Deniyoruz;fakat bir damla süt çıkaramıyoruz.O kadar efor isteyen bir iş ki gücümüz yetmiyor.

Ayşe teyzeyi dinledik.Gördük ki hayallerini yüreğine gömmüş.Aza kanaat ederek yaşamasını öğrenmiş.Elindekilerle mutlu olmaya çalışıyor;bunu da çok güzel başarmış.

Toplumun farklı kesiminden kadınlarla konuşmaya devam ediyoruz.Şimdi de 62 yaşında, cuma pazarında pazarcılık yapan Ayşe nine ile birlikteyiz.Bu yaşta pazarcılık yapmak zor değil mi?diye soruyoruz. “Zor olmaz mı gızım.Emme ne yapan?Garın doymak ister.Acıyan çok da ekmek veren yok.”Hemen aklımıza çocukları geliyor. Çocuklarınız var mı?diyoruz. “Var.Çocuklarımı hep gündeleğe gederek oguttum 2 denesini oguttum.  Oğlum  öğretmen oldu bidenesi ev gızı oldu, gız olduğundan ogutmadım.”Ayşe nine, kız olduğu için okutmadım diyor.Oysa asıl kızların okuması gerekmez mi?Biz kadınlar böyle düşünürsek erkekler bizi ezmez mi?Anneannem anlatırdı.Onu annesi babası okula gönderirken sıkı sıkı tembihlerlermiş. “Sakın okuma,yazma” diye.Zaten ayda bir defa okula gönderirlermiş.Anneannem,okuma bilmezdi.o günleri anlatırken  pişmanlığı gözlerinden okunur.Ayşe nine de  böyle düşündüğü için pişman olduğunu belirtiyor bize. “Cahillik” diyor.Bizi asıl üzen Ayşe ninenin bu yaşta pazarcılık yapması. Çocuklarınız size bakmıyor mu?diye soruyoruz. “Hepsi de yerinde sağ olsun” diyor.Çocuklarını okutmuş,iş sahibi yapmış.Yememiş yedirmiş,giymemiş giydirmiş;ancak evlatları onun için aynı fedakarlığı yapmamış.Belli ki kalbi kırılmış Ayşe teyzenin;ama evlat işte.Bir şey demiyor,dedirtmiyor. Bütün anneler gibi hiçbir karşılık beklemeden seviyor çocuklarını.

Görücü usulüyle mi evlendiniz kaçarak mı?diye soruyoruz. “ İstediler emme bubam vermedi, sevdiğimden gactık eşimle mutluyuz ne gavga etsek ,Çığırsak bagrışsak biz barışırız. Emme hindi ki gençler öle mi, bi ufacık çığrıltı da gopuvsun hemen boşanıverirler emme biz öle degiliz. Hemencik barışıveririz.”diyor.Belki de uzun süren evliliklerin sırrını veriyor Ayşe nine.

Neler yetiştiriyorsunuz?diyoruz.“Yağ sabunu yapıyorum, inemden çökelek yapıyom tarlamda ot yetiştiyom zeytinlerim var.”Yağ sabunun nasıl yapılır merak ediyoruz.Anlatıyor Ayşe nine: “İlk önce 1 teneke suyu koyuyoz kazana.Su kaynayıncaya kadar azcık kosnik koyuyoz içine, onlar kaynayıncaya kadar yağı katıyoz hepsi birlikte kaynayıncaya kadar kalan kosniği koyuyoz 1 tenekeye 4,5 kilo kosnik gidiyo. Hepsi kıvama gelince de soğumasını bekliyoz soğuduktan sonra kalıplar halinde isteğe göre böyük gücük doğruyoz.İşte böle”diye önündeki sabunları gösteriyor.Yaptığı sabunları satıyor Ayşe nine.Kırsal kesimde her şeyini kendi yapıyor kadın. “Ekmeğini taştan çıkarıyor.”desek yeridir.

Kadınlar toplumun bel kemiğidir aslında.Her alanda varlıklarını hissettirirler.Bahar öğretmenimiz de bunlardan biri.Mesleğine kendini adamış bir öğretmen,anne ve eş.Hepsini bir arada götürmeye çalışıyor.Bahar öğretmenimize kadın olmanın  zorluklarını soruyoruz.Öğretmenimiz bu konuda o kadar dertli ki, “ Onun üzerine kitap yazılır.”diyor ve anlatmaya başlıyor: “ Birçok zorluğu vardır tabi ki de. Hele çalışan kadın olmak daha da  zor. İşle ilgileniyorsun, eve geliyorsun evle ilgileniyorsun, eşinle çocuğunla ilgileniyorsun kadın olmanın çok zorluğu var. Yaşlanmama gibi mümkünatin yok. Kadının sorumluluğu çok hayatta. Kadın  insanlara yön verir. Bir yerde okumuştum orada sadece erkekler yaşlanır kadınlar eskir diyordu; işte bu kadın olmanın zorluğu. Erkek olmak isterdim.”Çalışan kadın dertli,çalışmayan kadın dertli.Aslında bütün kadınlar dertli. “Erkek işe gider, işini yapar;eve gelir bütün akşam yorgunum diye yatar.Kadın işe gider,en iyi  şekilde işini yapmaya çalışır;eve gelir bütün işler onu bekler.Yemek yapacaktır,çocuklarla ilgilenecektir,temizlik,ütü vs. .hepsi onu bekler.”diyor öğretmenimiz.Bir an sevim’le birbirimize bakıyoruz.Öğretmenimiz ne oldu ?diye soruyor. “Biz evlenmekten korkmaya başladık.”diyoruz. “Korkmayın, her şeyi birlikte paylaşabileceğiniz insanları bulmaya çalışın.”diyor.Bu cümle sanırım çok şeyi anlatmaya yetiyor.Çalışmanın verdiği zorluklardan mı tek çocuk düşündünüz? diye soruyoruz. Öğretmenimizin yüzünü bir hüzün kaplayıveriyor.Biraz durduktan sonra “Evet  çalışma koşullarından dolayı tek çocuk düşündük, eşim ve ben yaşadığımız yer ve hayat koşulları engel oldu.”diyor.Onun böyle üzülmesi bize dokunuyor. “Bütün öğrencileriniz sizin çocuklarınız” diyoruz.Bize gülümsüyor.

Mesleğinizden zevk alıyor musunuz?diye soruyoruz.”Evet seviyorum, en çok da eğitim veriyoruz eğitiyoruz ya  insanları; işin bu kısmını seviyorum.”diyor.Öğretmenlerimiz,bizimle uğraşmaya yedi yaşında başlıyor.Heykeltıraş gibi bizi yonta yonta bu hale getiriyorlar.Bahar öğretmenimizin  ne kadar özverili bir öğretmen olduğunu bildiğimizden kendisini çok yıprattığını söylüyoruz. “Ben işimi hakkıyla yapınca zevk alıyorum.”diyor.

Neden bu mesleği seçtiniz?diyoruz. “Annem de babam da bu mesleği istiyordu. Kadınlar için en uygun meslektir.Tiyatroyu da çok seviyorum ;ama ailem tiyatroya da soğuk bakıyordu.Ben yine de  öğretmenliğin  bir tiyatro olduğunu, sahne olduğunu keşfettim. Bir de aslan burçları genellikle öğretmenliği seçerlermiş.”diyor.Bu cevap çok hoşumuza gidiyor.Öğretmenlik ve tiyatro, düşününce aralarındaki bağlantıyı çözüyoruz.Sınıfı bir tiyatro sahnesi,öğrencileri de seyirci olarak düşünürsek ;öğretmen rolünü ne kadar güzel oynarsa öğrenciler o kadar dersten zevk alıyorlar.Keşke bütün öğretmenlerimiz böyle düşünse diye geçiriyoruz içimizden.O zaman hiçbir ders sıkıcı olmazdı herhalde.

Sizce eğitim sadece okuma yazma ile bitiyor mu?.Öğretmenimiz hemen: “Hayır hayır Çocuklar !”diyor. “Eğitim beşikten mezara kadar, böyle düşünenlerin bence eğitimleri yarım kalmış.”diyor.

Konumuz kadın olduğu için yine kadın sorunlarına dönüyoruz. Yasadığınız yerde kadınlar baskı görüyor mu?diye soruyoruz. “Baskı görmeyen kadın yok; çünkü eğitilmemiş  toplumlarda her zaman kadın ikinci planda olduğundan bir şekilde eziliyor.Kadınlar nasıl davranacağını bilmiyorlar, onlar da tepki verseler nasıl davranacağını bilseler hiç bir kadın ezilmez; ama bunları yapmadıklarından eziliyorlar.”Türkiye’de erkeğe sunulan imkan kadınlara sunulsaydı çok farklı bir Türkiye olurdu diye düşünüyoruz.Kadınların özgür olup olmadığını soruyoruz. “Değiller aslında çok azı belki.Toplum içinde birlikte yaşıyorsanız, o topluma ayak uydurmak zorundasınız.Mesela evliyse alacağı kararlar eşini de etkiler çocuğunu da etkiler; çünkü o da o toplumun içinde yaşadığından o toplumdaki herkesi etkiler. Ben gezmeye gideceğim bir haftalığına, tek başımı karar alamam. Eşime danışırım, çocuğuma danışırım; çünkü bu alacağım karar onların hayatında değişiklik yaratacak. Aslında kimse tam anlamıyla  özgür değildir.

Kadına şiddet konusunda ne düşünüyorsunuz?diye soruyoruz. “ Ben insanlara şiddeti bile doğru bulmuyorum. Kadına şiddeti hiç uygun bulmuyorum. Şiddet sadece dayak ,tokatla olmuyor psikolojik şiddet de  var. Eğitimsiz insanların kadına şiddet uyguladıklarını düşünüyorum. Kendilerini eksik hissettikleri için bu eksikliğin göstergesi şiddet diye düşünüyorum. Hayatın her şeyi kadındır. Kadın mimardır.Kadına şiddet, toplumun mimarını, toplumu yıkmak gibi bir şey oluyor. Şiddet hiçbir açıdan doğru değil. Kadına şiddet hiç doğru değil.”diyor öğretmenimiz.Bir kadın üzerinde güç göstermek aslında zayıflığın ta kendisi.Hiç şiddet gördünüz mü?diye soruyoruz. “Ben fiziksel anlamda şiddet görmedim. Okuduğum, çalıştığım yerlerde psikolojik anlamda şiddet gördüğümü düşünüyorum.diyor.Kadın olduğu için birtakım sıkıntılar yaşadığını anlıyoruz bu cevaptan.Çocukluğunuz nasıl geçti? Evinizde hiç kız-erkek ayrımı var mıydı?diyoruz. Biz üç kız kardeşiz. Erkek kız ayrımı yoktu. Ama eğer olsaydı kesinlikle olurdu. Çünkü bir çok aile demokratik olduğunu söylese de, erkeklerin üstünlüğü olduğunu düşünüyor. Ne zaman  kız çocukların büyüyüp kendilerini ispatlarsa aradaki fark kalkıyor.”diyor.Yani kız çocuklarının erkeklerle eşit olması için kendilerini ispatlamaları gerekiyor. Öğretmenimize teşekkür edip röportajımızı noktalıyoruz.

Toplumun farklı kesiminden kadınları anlatmaya çalıştık.İster okumuş ister cahil olsun,kadınların ortak sorunu,erkek egemenliğinin kadına getirdiği külfet.Kadın, mücadele ediyor,fakat toplum onu mücadelesinde yalnız bırakıyor.Kadın bile kadına, kadın olduğu için hor bakıyor.Biz çocuklarımızı yetiştirirken hep demiyor muyuz? “oğlandır yapar,oğlandır gezer;fakat işe gelince erkek yemek mi yapar?”bu cümleler çocukları erkek egemenliğine yöneltmiyor mu? Dayak yiyen ,öldürülen kadınların hesabını yine kadınlara sormak lazım.Bizler,çocuklarımızı kız-erkek ayrımı yapmadan yetiştirsek erkek kendini bu kadar ayrıcalıklı görmeyecek.

Yoruma kapalı.