Cuma,20,Nisan,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Kadına Şiddet

Kadına Şiddet

Röportajın Adı: Kadına Şiddet

Fethiye Ömer Özyer Anadolu Öğretmen Lisesi

Öğrenciler: Sultan Tuğçe Tuna – Elif Zehra Ertürk

Öğretmen: Hakan Karakaya

ŞİDDETE SIFIR TOLERANS

 Gündemi az çok takip eden bir insan her gün haberlerde farklı konularla karşılaşıldığının farkındadır. Felaketler, kazalar, siyaset, ekonomik dalgalanmalar… Tek bir konu sürekliliğini koruyor: Kadın ve şiddet! İsimler farklı, şehirler farklı, yaşlar farklı ama acı her zaman aynı. Tek bir kadının çektiği acı aslında hepimizin yüreğini sızlatıyor. Peki, şiddet sadece küfür dayak ya da ölümden mi ibaret, sadece şiddet bu uç noktalara varınca mı gündeme gelmek zorunda? Şiddet her an her yerde. Biz de elimizden geldiğince ve dilimiz döndüğünce insanlara bir şeyler göstermek istedik ve arkamıza aldığımız bu güç bizi şu andaki noktamıza getirdi.

İnternet üzerinden yaptığımız birkaç araştırmada yaşadığımız ilçenin de bu alanda birçok faaliyette bulunduğunu keşfettik. Daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız bir meclis kadın konseyi olması bizi hem şaşırttı hem de sevindirdi. Bu mecliste kimlerin olduğunu öğrenme isteğimiz bizi Deniz Kader ŞARLAK’ a kadar götürdü. Deniz Hanım Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü mezunu ve şu anda İstanbul Üniversitesinde doktora yapıyor aynı zamanda Muğla Üniversitesinde Öğretim Üyesi, Fethiye Kent Kadın Meclisi Başkanlığı görevinde ve İngiltere Kadın Platformunda da etkin rol oynuyor.

Her şeyi ayarladıktan sonra on gün kadar Deniz Hanımın İngiltere’den dönmesini bekledik. Bu süre içinde içimizdeki heyecan yavaş yavaş azaldı ya da biz öyle sandık. Çünkü sağlık meslek yüksek okuluna doğru yola çıktığımızda içimizde küçük telaş şakaklarımızda birer ter damlacığına dönüşüp aktı. Deniz Hanım’ın odasının önünde kapıyı çalmak için cesaretimizi toplamamız sanırım biraz uzun sürdü. Şimdi düşündüğümüzde içeri girmek işin en zor kısmıydı gibi geliyor.

Kafamızda canlandırdığımızın aksine çok tatlı, sevecen ve en az bizim kadar heyecanlı olan Deniz Hanım karşıladı bizi, heyecanımızı yatıştırmak için elinden geleni yaptı ve bizce çok da işe yaradı. İlk başta birbirimizi tanıyıp hepimizin üstündeki gerginlik ve heyecanı attıktan sonra da asıl amacımıza girdik.

Son zamanlarda sürekli gündemde bulunan bir konu ‘Kadın ve Kadının toplumdaki yeri.’ Bu hassas konuyu neresinden tutsak, neresinden aralasak sanki farklı bir trajedi farklı bir acı ortaya çıkacaktı. Biz de bizce en uygun yer olan Deniz Hanım’ın psikoloji alanını seçmesinden işe girdik ama beklediğimizin aksine buradan da bir acı çıktı. Hani derler ya, hayatımızı şekillendiren olaylar genelde en acı olaylardır, diye şu anda bizim bulunduğumuz yaşlardayken, Deniz hanım’ı psikoloji alanına çeken de böyle acı bir olaydı, hiç beklemediği sadece gençliğini yaşamayı düşündüğü yaşlarda ağır bir trafik kazasından sonra aylarca hem psikolojik hem de fiziksel tedavi görmek zorunda kalıpta yalnızlığıyla ve umutsuzluğuyla baş eden bu genç kız büyüdüğünde ve bir genç kadın olduğunda kendisi gibi umutsuz kalmış ve yaşam savaşını kazanmayı amaçlayan insanlara çare olmayı seçiyor. Bu seçimini özetleyen cümle ise kendi ağzından çıkıyor : ‘Psikoloji öyle büyülü bir alan ki bir cerrah ancak sizin fiziksel yaranızı kapatabiliyorken bir psikolog fiziksel yaraların ardındaki ruhsal yarayı tedavi eder. Size yeniden hayata dönme gücü verir.’

Biz dinlerken bu kadar yoğun bir tempoda çalışmanın çok zor olduğunu düşünmüş ve bunu Deniz Hanımla da paylaşmıştık. Kendisi ise bize her sabah kalkınca uyguladığı Üstün DÖKMEN Hocamızın bir felsefesiyle cevap verdi : ‘Her sabah yola çıkınca bulutlara,  kuşlara, ağaçlara, insanlara selam ver. Ne olursa olsun sonra çıkarıp cebinden aynanı bir selam da kendine ver. Hatırın kalmasın, el gün yanında bu dünyada sen de varsın diyorum. Bunu yapınca içime enerji doluyor ve ben bu enerjiyle yaptığım işe ya da öğrencilerime yöneliyorum. Ne kadar hayat felsefem bu da olsa iyi bir zaman planlaması her şeyin başıdır.’

Aslında biraz da bu güçlü kadının yaptığı çalışmalar hakkında ilk ağızdan bilgi almak bizi heyecanlandırıyordu. Onu dinlerken bu alanda gerçekten istersek yapılabilecek birçok şey olduğunun farkına vardık. Öncelikle Fethiye Meclisindeki çalışmalarından söz etmek ve Belediyenin desteğiyle Kadın Meclisi Fethiye’de etkin çalışmalar sürdürdüğünü eklemek istiyoruz. Özellikle buraya uzaktaki dağ köylerine ziyaretler yapılmakta ve bu grupta sağlık personelleri, hukuk alanında çalışanlar, kadın sağlığı ile ilgili hekimler de yer almakta. Kadın eğitimi için çalışanlarla evlere ziyaretlerde bulunuyor, kadınları dinliyorlar onların sorunlarını çözmelerine yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bunun dışında gençlere yönelik olarak “Bireylerde Özgüven Geliştirme Grup Terapisi” yapıldı. İngiltere Kadın Platformunda da İngiltere’de yaşayan göçmen kadınlarla ilgilenilmekte. Depresyonda olan  ailesinden şiddet gören  kadınlara İngilizce kursu, ruhsal tedavi ve hobi edindirme olarak üç basamaklı bir program uygulanıyor ve sonrasında da üniversite olarak  Çamköy, Esenköy , Karaçulha  ve Fethiye’deki daha bir çok yerde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu  olarak liselere gidiyor gençlere  eğitimler veriyorlar ailelerin kapılarını çalıp aile içi şiddeti önlemek için çalışmalar yapıyor ve ellerinden geldiğince engellilerle ilgileniyorlar.

Bizce bu kadar çok çalışma yapmak herkesin kaldırabileceği bir yük değildi. Yapılan bu çalışmalara destek olan kişilerin hepsinde gönüllülük esastı ama bizi en çok etkileyen şey bu alanda erkeklerinde bulunması ve sayılarının gitgide çoğalmasıydı. Gene de bu alanda yapılan çalışmalar ve katılımcılar hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.

Şiddetin bu kadar fazla gündemde olduğu ve mağdurlarının gün geçtikçe artığı bir ülkede tabi ki de bu alanda çalışma yapmak zordur. Her ne kadar batı ve doğu ayrımı yapılsa da şiddet her yerde mevcut ve Deniz Hanım da bu çalışmalarını yaparken belirli zorluklarla karşılaşıyor. Kendisine bu soruyu yönelttiğimiz zaman bize cevabı : ‘ Böyle bir durumla karşılaştığımızda yapabileceğimiz iki şey oluyor birisi kabuğumuza çekilmek diğeri ise savaşmaya devam etmek. Bu durumlarda kendime şunu söylüyorum; ben bu cinsiyete sahibim, benimde bu toplumda bir yerim var, ben de bu işin bir ucundan tutmak için burada olmalıyım, diyorum.’

Bizce bu tarz konularda ne kadar savaşçı bir ruha sahip olunsa da insanların her zaman bir desteğe ihtiyacı oluyor Deniz Hanım ise bu desteği olarak bize ailesini gösterdi. Bu yoğunlukta ailesine zaman ayıramadığı için üzüldüğünü ama ailesinin: ‘Seni bizden daha fazla gören insanlar var ama biliyoruz ki sen o insanlara bizimle iken olabileceğinden daha fazla yardım ettin bu konuda içimiz rahat.’ Cümlesiyle rahatladığını söyledi. Ayrıca aile desteğini bu yönde alabildiği için ne kadar mutlu olduğunu sözlerle ifade etmesine gerek yoktu çünkü ailesinden bahsederken ışıldayan gözleri her şeyi anlatıyordu. Bize bu anlayışın bir örneği olarak annesinin hediyesi olan kitabı ve içindeki ‘Çalışman ve başarılı olman dileğiyle’ notundan bahsetti. Annesinin bu güzel ve anlamlı hediyesini başucu kitabı yaptığını ve yanından ayırmadığı ailesinin onun için her zaman sığınabileceği güvenli bir liman olduğunu söyledi. Etraftaki bu kadar negatifliğe rağmen Deniz Hanım’ın bu konularda ailesinden ve çevresinden aldığı bu güzel destekler ve sözler bizi de en az onun kadar mutlu etmişti.

İngiltere Kadın Platformu’nun “Bireylerde Özgüven Geliştirme Rainbow Projesi” Londra Belediyesi tarafından 2010 yılı toplumsal projeler kategorisinde 217 proje içerisinde en yararlı ve en kapsamlı proje olarak seçilmişti. Deniz Hanımın 2009 yılına kadar bireylerde özgüven geliştirme konulu projeleri mevcuttu ancak 2009 yılında İngiltere Kadın Platformu ile tanışması ve bu projeler ile uluslararası bir seviyede başarılı olması gerçekten takdire değer bir durumdu.

Elimizdeki KA-DER (Kadın Adayları Destekleme Derneği) tarafından açıklanan verilere göre şu andaki hükümette yirmi altı bakandan biri,  seksen bir validen biri, yüz üç vektörden beşi, bin sekiz yüz elli sekiz büyükelçiden yirmi biri kadın ve yirmi altı müsteşar arasında hiç kadın yok. Bu şaşırtıcı verileri Deniz Hanım ile paylaşıp düşüncelerini sorduğumuzda oda bizimle aynı fikirlerde bulunduğunu belirtti. Ayrıca şunları da ekledi : ‘Toplumumuzdaki idari makamlarda erkekler egemenlik sürüyor ve erkekler iş arkadaşlarının kendi hemcinsleri olmalarını istiyor bundan dolayı da toplumuzda idari makamlarda hep erkekler egemenlik sürüyor ayrıca toplumuzdaki çoğu insan da böyle bir düşünce yapısı olduğu için kadınlarda çaresizliği öğreniyorlar. Mesela bir kadın iş başvurusunda bulunduğunda ne zaman evleneceği ne zaman çocuk yapacağı gibi sorularla özel hayatına yakışıksız müdahalelerde bulunuyorlar. Ve bu sorulara alınan cevaplara göre işe alınıp alınmayacağına karar veriliyor o işte ne kadar yetenekli ve başarılı olup olmadığına göre değil.’

Ağrılı Melek KARAASLAN’ın adı kitlesel iletişim araçlarını takip eden insanlar tarafından mutlaka duyulmuştur. Yaşadığı evlilik ve gördüğü şiddet bir dönem medyada çok fazla işlendi. Melek’in acı ölümünden sorumlu olan eşi ve eşinin ailesi tutuksuz yargılanıyor bu durum çok trajik ve medyada bir süre görülmesine hatta bazı kuruluşlar tarafından çok fazla ilgilenilmesine rağmen bir süre sonra unutuldu. Bu konuyu hatırlamak ve hatırlatmak masanın iki tarafında oturan bizlerin yüreğinin bir kez daha hayal kırıklığı ve acıyla burkulmasına sebep oldu. Bu konuda Deniz Hanım’ın düşünceleri: ‘Medyanın hem olumlu hem de olumsuz etkisi var. Bir yandan bu tip haberler sayesinde kadınlara seslerini çıkarmaları için cesaret veriyor bir yandan bazı hastalıklı kişilere ilham kaynağı oluyor. Ayrıca toplumuzda şiddet her zaman vardı ancak bu durum kapıların ardında kalıyordu. Kadın her zaman fiziksel ya da cinsel şiddet görüyor ancak bunları dile getiremiyordu mesela şimdi bile dışarıda kim bilir kaç kız kardeşimiz şiddet görüyor ve bunu dile getiremiyor dile getirmekten korkuyor. Bu durumlar bu alanda bilinçli olan ve bir şeyler yapma çabasında olan insanların canını yakıyor.’ Şeklindeydi. Tıpkı bizimde bu konuları hatırladığımızda hissettiğimiz ya da akşamları evimizde televizyon karşısındayken karşımızdaki ekranda gördüğümüz ama hiçbir zaman bize ulaşmayacağını sandığımız olayları izlerken hissettiğimiz gibi.

Bizce sadece medya değil ceza ve cezanın caydırıcılığı da önemliydi. Ne yazık ki ülkemizde cezalar pek de caydırıcı değildi. Bu yorumumuzu Deniz Hanım ile paylaştığımız zaman kendisi de cezaların arttırılmasının sözde kaldığını genelde medyada yer alan tepkilerin kişilerin davranışlarının uygulamaya geçmediğini söyledi ve bizlere İngiltere’deki bu durumla ilgili olarak orada kadınların daha güvende olduğundan hayatlarını devam ettirebilmeleri için aldıkları desteklerden bahsetti. Bu konuda vardığımız ortak kanı Türkiye’de daha bu alanda birçok çalışma yapılması gerektiğiydi.

Bu röportaj için hazırlık çalışmaları yaparken bizi çok şaşırtan şeylerle karşılaşmamak elde değildi. Bunlardan birisi de Yazar Buket UZUNER’in başına gelmişti. Kendisi Haber Türk’de Balçiçek PAMİR’ in SÖZ SENDE programına katıldığında burada Avusturya’da yaşadığı bir tecrübeyi anlatıyor. Buket Hanıma ‘Siz AB’ye girdiğinizde de bizim kızlarımızı kadınlarımızı öldürecek misiniz?’ ve ‘Günde beş kadının öldürüldüğü bir ülkede kadın yazar olmak nasıl bir duygu ?’ gibi sorular yöneltildiğini öğreniyoruz. Yabancı ülkelere karşı bu şekilde tanıtılmamız öyle onur kırıcı bir durum ki.Bu can sıkıcı durumu Deniz Hanım ile paylaştığımız zaman düşüncelerini kaygısızca bizimle paylaştı.’Ne yazık ki ülkemizde güzellikler de var, yapılan güzel işler de var.Ama aile içi şiddet konusunda en üst sıralarda görülüyoruz.Dünya çok küçük aslında ve bu dünyadaki bütün ülkeler birbirlerini takip ediyorlar.Türkiye’deki aile içi şiddet oranları herkes tarafından biliniyor.Ve ben de sürekli yurt dışına giden birisi olarak gittiğimde soruyorlar neredensiniz diye ve ben Türkiye’denim dediğim zaman onların kafalarında bir şablon oluşuyor.Nasıl Buket UZUNER’e böyle bir soru yöneltilmiş bana olan da bu onlar tamamen bütün kadınların şiddete maruz kaldığını düşünüyorlar.Ve bu alanda da onlara göre olumsuz görülüyoruz. Erkeklerimizin her zaman şiddet yanlısı insanlar olduğunu düşünüyorlar.Hepsi mi öyle? Değil ama böyle tanınıyor olmak çok kötü bir duygu aynı şey kadın yazarımız içinde geçerli.’

Aslında şiddet olayları toplumda daha çok eğitimsizlikten kaynaklanıyormuş gibi görülüyor.Ama medyaya yansıdığı zaman görüyoruz ki toplumda üst seviye insanlar hiç beklemediğimiz kişiler gerçekten çok kötü davranışlarda bulunmuşlar.Aslında bu durumun eğitimsizlikle pek alakası olmadığını düşünmekteyiz.Deniz Hanım ise bu konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor.Bize, ne kadar eğitim ve öğretimin aynı süreç olduğunu düşünsek de tamamen farklı ama birbirini tamamlayan bir süreç olduğunu açıklıyor.

Peki, bir eğitim sürecinde annelerin rolü nedir? Çünkü eğitim ailede başlıyor ve aileler genelde erkek çocuklarına karşı biraz daha farklılar; işte benim oğlum, paşam tarzı yüceltilerek seviliyor. Bunların etkisinin çok fazla olduğunu da düşünüyoruz.Bir psikolog olarak Deniz Hanım’ın da düşüncelerini öğrenmek istemiştik.Kendisi bize ‘Gerçekten çok etkisi oluyor. Biz diyoruz ki erkek çocuğu olan ailelerin ayrıca bir eğitim alması gerekiyor.Çünkü aile kız çocuğuna ayrı davranıyor, erkek çocuğuna ayrı davranıyor.Erkek çocuk aileye yatırım gibi geliyor.Bu çocuk doğacak bana bakacak ama kız olunca sen ona emek vereceksin başka bir eve gidecek şeklinde oluyor.Kız baştan gözden çıkarılıyor. Böyle aileler çok var ülkemizde. Onlara da büyük kızgınlık duyuyorum.Her ne kadar bu onların yetiştirilme tarzından kaynaklanıyor olsa da, kendime  etkilenmemem gerektiğini söylesem de çok fazla etkileniyorum.’

Şimdiye kadar hep sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarından bahsetmiştik.Aile içi şiddetin azalması için devlet yetkililerinin yaptığı çalışmalar hakkında biraz bilgi öğrenmeyi istiyorduk.Deniz Hanım bize bu konuda güzel bir bilgi verdi.

‘Bu yüzden şimdi bakanlıklarımızın şöyle bir çalışması var: Evlilik öncesi eğitimlerde : “İki eş birbirine nasıl davranmalı, nasıl iletişim kurmalı, evi beraber nasıl idare etmeli, cinsel yaşamları nasıl olmalı,  aile planlaması veya üreme sağlığıyla ilgili sorunları var mı?” Bunlarla ilgili yeni çalışmalar başladı.Yani her ne kadar Avrupa ülkelerinde ders müfredatları olarak koyulmuşsa da bizim ülkemizde de daha çok yeni şeyler bunlar hatta Fethiye’de de yeni olarak başlayacak yani böyle evlilik çağına gelmiş ama henüz evlenmemiş gençlerimize: “Evlilik nedir, neden evlenilir, evlilik birliğini kimler oluşturur, hangi görevleri vardır, nasıl iletişim kurarlar, ev nasıl idare edilir, hem maddi hem manevi cinsel yaşam nasıl olmalıdır?” Gibi eğitimler başlıyor.Bunların faydası olacağını düşünüyorum.’

Boşanma oranlarının zamanla artması aslında acı bir gerçek ne kadar mutsuz ve kötü süren evliliklerin bitmesi taraftarı olsak da en küçük kırgınlık ya da tartışmada bütün gemilerin yakılıp yaşanan onca şeyin tek bir seferde silinip atılması taraftarı değiliz.Ailelerin ya da çiftlerin yaşanan şeylerin tekrar etmemesi ve kırgınlıkların onarılması için ellerinden gelen her şeyi yapmaları gerektiğine inanmaktayız.Bunun için Aile ve Sosyal Dayanışma Bakanlığının gerçekten çok yararı olabilecek faaliyetleri mevcut.Çiftler bütün önyargılarını kırıp en azından hiçbir şekilde bu durumu aşamasalar bile ellerinden gelen her şeyi yapmış olmaları bile güzel ki bu tarz faaliyetlere katılan çiftlerin aralarındaki problemleri aştıkları da elle tutulur bir gerçek.Deniz Hanımın bu konudaki görüşleri bir uzman bakışıyla: ‘Genç kızlarımız eğer okula gitmemiş bir meslek sahibi olmamışlarsa evdeki baskıdan kaçmak için evlenme yoluna başvuruyorlar bunu bir kurtuluş olarak görüyorlar ama değil.Daha sonra evdeki hesap çarşıya uymuyor, kurtuluşu kendisinin kâbusu oluyor. Gittiği yerde kayınvalide kayınpeder şiddetine bile maruz kalabiliyor.Daha sonra evdeki mutluluğunu rahatlığını özlüyor pişmanlıklar başlıyor.Bu sefer boşanmak istiyor.Eğer bağımsız yaşayabilecekse karşılıklı bu konu halledilebiliyor.Daha fazla birbirimize eziyet etmeye gerek yok deyip ayrılabiliyorlar ama bağımsızlığı olmayanlar için durum tabi ki de böyle değil onlarda sabır diş sıkma dönemi oluyor.Bu dönemde her iki tarafı da çocukları da aileleri de olumsuz etkiliyor, yıpratıyor.’

Biraz da ekonomik bağımsızlığa attık suçu ama elinde ekonomik bağımsızlığı olduğu çocuklarına kendisine yetebileceği halde kaderi olarak gören kadınlar da var. Evliliklerini devam ettirmek için boyun eğiyor göz yumuyorlar.Tabi ki toplumumuzda eşinden ayrılmış olmak pek hoş karşılanmıyor.Çocuklar babasız nasıl büyüyecek baskısı ile aslında olmayan bir çatının altında evliliklerini sürdürüyorlar.Mümkünse evlilik terapistlerine başvursunlar ne yanlış ne doğru bir ölçsünler biçsinler eşi de kendisi de bir orta yol bulsunlar, çözüm yolları arasınlar.Eğer hâlâ olmuyorsa işte o zaman ayrılık sürecine girilmeli.Ama bir ömür bu benim kaderim diye çekmek de içten yakar insanı ya bir gün isyan eder ya da içinden yanarak ölür gider.

Paylaşmak istediğimiz şeyleri elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce ve gücümüz yettiğince anlamak ve anlatmak istedik. Bizlerde genç birer kızız ve ilerde anne eş olmamız kaçınılmaz bir son.Şu an anlattığımız şeyleri ilerde yaşamamak ya da yaşatmamak en büyük temennimiz.Tüm bu düşünceler ve kafa karışıklıkları arasında geldiğimiz ve misafir olduğumuz bu odadan ayrılırken tüm kalbimizle bize yardımcı olan Deniz Kader ŞARLAK’a teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Yoruma kapalı.