Perşembe,19,Nisan,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Kıvırt Kalaylansın

Kıvırt Kalaylansın

Röportajın Adı: Kıvırt Kalaylansın

Şefika Pekin Kız Teknik ve Meslek Lisesi

Öğrenciler: Berrin Saydam  – Seda öğütçü

Öğretmen: Güliz Özkan

KIVIRT KALAYLANSIN

Çocukken önce uzaklardan duyulan ve gittikçe yaklaşan bir ses ‘kalaycı geldi kalaycııı’. Bütün çocuklar üşüşürdük kalaycı amcanın başına. İşte onların akıbetini merak ettik bizde.Nerede şimdi o seyretmekten zevk aldığımız, ellerinde bir sürü kap kacakla dolaşan,bütün köylülerin çok yakından tanıdığı o yabancı.Kocaman elleriyle kara kapları bir büyücü gibi kısa bir zaman diliminde apappak,ışıl ışıl eden o büyücüler.

Kalaycılık artık tarihin tozlu sayfalarında unutulmaya yüz tutmuş meslekler arasında yerini almış.Şimdilerde böyle bir mesleğin adını zikretmek , o mesleğin olduğunu bilmek kadar garip geliyor bize.Artık ilkokul kitaplarında bir fotoğraftan ibaret kalaycılar, yeni kuşak için. Eskiden korkardık kalaycılardan.Yaramazlık yapan çocukları ya kömürcüye ya da kalaycıya vermekle korkuturlardı  bizi.Herkesin birbirini kendinden daha iyi bildiği, tanıdığı köye onlardan başka yabancı gelmezdi çünkü.Köye ilk giren yabancıya şüpheli gözlerle bakan köylü,bakırcının gelişini dört gözle beklerdi. Sadece köylü mü? Değil elbette.Dışı ocak isinden kararmış,içi fazla ısıdan ve defalarca kumla sürtülmekten rengi atmış kazanlarla çanaklarda beklerdi dört gözle kalaycıyı.Hastanın doktoru beklediği gibi kendilerini yepyeni yapacak,iyileştirecek güzelleştirecek kalaycıyı.

Kırmızı,siyah bakırı gümüş rengine çeviren sihirli bir meslekti kalaycılık.Halk   arasında öyle bir yeri ve önemi vardı ki türkülere konu oldu kalaycılık,dilden dile dolaştı.Dereler ,dağlar aştı;yıllar  yüzyıllar aştı;dedeyi torunu aştı; geldi günümüze..

‘Bakır kaplar kalaylansın                              ‘Dürüye’nin güğümleri kalaylı  ah kalaylıŞu odada bir mum yansın                             Fistan giymiş etekleri ah alaylı’Uyuyan bahtım uyansın’

‘Kalaycılar kalay yapar                                                                                                                                                                                                                         Bakırları gümüş yapar                                                                                                                                                                     Ana ana niye verdin beni kalaycıya                                                                                                                                                                                                                                                                  Kap kalaylayamıyor, kalaylayamıyor..’

Kalaycılık seyyar olarak da yapılan bir meslektir. Kalaycılarköy köy dolaşıp halkın bakır kaplarını yerinde kalaylarlardı.Kaplar kalaycıya gelemeyeceğine göre kalaycı gelirdi onların ayağına.Zaten usta için önemli de değildi bu.Yeter ki ocaklarını kurabilecekleri açık bir yer bulsun.Hemen ateşi yakar başlarlardı işe.Köylü onların geleceği günü bekler,bakırı kopmuş kaplarını yığarlardı bir yere.Bizim köye de ayda bir kalaycı Özcan dede gelirdi.O zamanlar gençti tabii.Gözlükleri de yoktu böyle.Bedeni karşı koyamadı yıllara tıpkı mesleği gibi.Ama yaptığı iş hep aynıydı.Aynı sözleri tekrar eden bir sanatçı gibi titizce başlardı  çalışmaya.

Biz de  bu röportajı yapabilmek umuduyla bekliyoruz  kalaycı Özcan dedeyi . Dedemiz de bizi hayal kırıklığına uğratmayıp o günlerde geliyor köyümüze. Soluk soluğa koşup gidiyoruz yanına. Şaşkın gözleriyle önce bizi süzüyor.Gözlerimizle selamlaşıyoruz. Başkası olsa belki yadırgardı ama beni küçüklükten bilir.Bu köyün çocuğu olduğumu anlamış olmalı ki sonra gülümseyiverdi.Bu gülümsemeden aldığımız cesaretle yanındaki tahtaya oturuverdik bizde.İşi çok olduğundan önce , pek konuşmaya yanaşmadı. Bir süre izledik onu. İşini nasıl itina ile yaptığını gözledik .İşine bu kadar ilgi göstermemiz hoşuna gitmiş olmalı ki dayanamayıp beğendin mi? Olmuş mu? Deyiverdi.Bizde fırsat bu fırsat deyip söze giriyoruz.Özcan dedenin hoşuna gidecek cevaplar vermeye özen gösteriyoruz.Zaten verdiğimiz cevaplar yalan da değil ya.Gerçekten içimizden geçenler.Bu tatlı söyleşi Özcan dedenin hoşuna gitmiş olmalı ki işini bile aksatıp bizden gelecek sorulara kulağını kabartıyor.

Özcan dedeye bu işe nasıl başladığını soruyoruz. ‘Muğla-Kayaköy’de otururduk.Anam,bubam çiftçiydi.Gıtganaat geçiniyorduk.Bak dedem eskiden öyle çeşit çeşit meslek mi vardı?Bubamız hangi işe koyarsa onu icra ederdik.Rahmetli bubamda ilkokuldan çıkar çıkmaz bu işe koydu beni.Orada yapılan bakır işlerinin son aşaması olan kalaycılığı meslek edindim.Ustam kalaycı Mahmut ustaydı.İşler o kadar yoğundu ki tek şuulumuz buydu.Tabi eski çamlar bardak oldu gayrı.Dükkanımız olmadığından oğlumla köy köy dolaşıyoruz.Şu an ekmek paramızı zor çıkarıyoz.Neden başka bir işe bakmıyon dersen hanım gızım yaş olmuş 68.56 yıldır aralıksız çalışıyom.Çalışmayıp da ne yapacam.Zaten kaç yıl daha böyle çalışırım onu da bilmem.’ Özcan dedenin bu cevabı karşısında Mehmet Akif’in şu dizeleri geçiveriyor zihnimizden .

‘Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,Dostunun yüz karası düşmanının maskarası.’

Özcan dedenin hayat yorgunluğu yüzünden anlaşılmasa da sırtındaki kamburu haykırıyor galiba çekilen yılların çilesini.Anlatmaya devam ediyor dedemiz. ‘Aslında ben bakırcı ustasıyım.Ama bakırcılık ile kalaycılık birbirini tamamlayan işler.Bakır olmazsa kalay da olmaz.Bu mesleğin can çekişmesinin nedeni birazda bakırın bitme noktasına gelmesiyle ilgili. Dedemiz devam ediyor anlatmaya, bizde hiç bölmeden dinliyoruz.Bu arada kaplar hazır,ocak yandı,malzemeler hazır ediliyor.Yavaşta olsa bugün bitecek bu işler.Hava kararmadan yola düzülecek dedemiz.Özcan  dede ısrarla bakırcılık üstüne konuşmak istiyor.Onun bu ısrarına rağmen yumuşak manevralarla lafı kalaycılığa getiriyorum.Daha fazla diretmiyor o da.

‘Peki dedeciğim bir zamanların gözde mesleği neden yok olma noktasında?Değişen çağa neden yenildiğini biliyoruz ama bir de sen anlatıver?Senin gözünden nasıl deyiver hele? ‘Bugün bakır kapların yerini alüminyum,çelik,cam,seramik,plastik gibi kaplar aldı.Çok da yaygın niye yaygın olmasın gızım o gadar ucuz ki.Benim hanım bile kullanıyor.Eee daha ne demeli.Böyle işte.Kalaylanacak gap olmayınca galaycıyada ihtiyaç yok işte.Emme olsun şimdilerde antik eşyaları galaylıyoruz.Onlarda olmazsa aç galdıkheral.’Dedemizin bu içten cevaplarından anlıyoruz ki bizi sevdi.Hele öğrenci olduğumuzu,okuduğumuzu öğrenince daha bir keyiflendi.Sorularımıza ısınmışken,arayı soğutmadan devam ediyoruz sormaya.

‘Dede ocağın başına geçecek kişi nasıl belirlenirdi.Ustanız nasıl imtihan ederdi sizi? ‘Dedem önce kalfaya teslim edilirdik.Bırakın ustayı kalfa bile bize şunu şöyle yap dediğinde elimiz ayağımız birbirine dolanırdı.Bu heyecanla ilk işimizde mutlaka hata yapardık. Genelde kapları yakardık(gülümseyerek).Gerçi zaten işe yaramayan ufak tefek kaplarla işe başlatılırdık.’diyerek başından geçen bir anısını anlatmak istedi dedemiz. ‘Kalfa oluşumu anlatayım dedem size.Ustam vardı benim,bir bakır parçasını bana verdi,birkaç ustayla bana bakarak ‘hadi şunu kalayla’dedi.O vakit ki heyecanıma rağmen o bakırı başarıyla kalaylamıştım. Ustam bununla gurur duymuş eline aldığı kalayladığım parçayı diğer ustalara göstererek ‘ustalar gördünüz bunu çırağım yaptı.’demişti.Ve ben artık kalfa olmuştum.O gece uyuyamamıştım üniversite diploması almış kadar mutluydum.’diye anlattı sanki o anı yaşarcasına keyifli.

Kalay işi için hangi malzemelerin lazım olduğunu öğrenmek lazım tabi.Öğreniyoruz kikalay,nişadır; temizliği için saçruhu ve tuzruhu lazımmış.Hem bizim daha iyi anlamamız hem de elindeki işi  aradan çıkarmanın huzuruyla kalaylanacak kabın bir tanesini hem kalaylıyor hem de anlatıyor.Önce kabı güzelce ilaçlarla yıkıyor.Sonra kabın eğri yerlerini çekiç ve örs yardımıyla düzeltiyor.Böylece kalaylama işlemine hazır oluyor kap.Yaklaşık 200 derecedeki ocakta ısıtıldıktan sonra kabın içine kalayı damlatıyor.Bizim sormamıza fırsat vermeden oğlunun sürekli çevirdiği körüğün ısının düşmemesi için olduğunu söylüyor.Bu arada körük tek veya iki kollu olup kol gücüyle döndürülen demir pervaneli bir hava üfleyicisiymiş.Sonra pamuğu nişadıra batırıp kalay damlatılan kaba iyice yedirerek sıvıyor.Bu işe de kap parlayıncaya kadar devam ediyor.Ustamız öyle titiz çalıştı ki bunları yaparken onu izlemek gerçekten keyif vericiydi.Dedemizin bu canlı performansından sonra aklımıza takılan bir soruyu da sormadan geçmeyelim dedik.

‘Ustacığım bizim kalaycı çırağı gibi kıvırtmak diye bir deyimimiz vardır ya,bu deyimin hikayesi nedir bilir misin? ‘Anlatayım gızım.Bizim işimiz seyyar kalaycılık olduğundan kendi yaptığımız düzeni anlattım.Aslında şöyle:dediğim gibi önce kalaylanacak kabın bozuk yerleri düzeltilir.Kırık falan varsa  kaynak yapılır.Daha sonra bu kaplar kalaycı çırağı tarafından kum ve kömür parçaları ile temizlenir.Kalaycı çırağı kararan yerleri tekrar parlatıncaya kadar ayakları ile ovar.İşin bu kısmını genellikle çıraklar üstlenir.Duvarda çakılı olan tutamaklara elleri ile tutunan çırak, parlatacağı kabın üzerine ince kum ve kömür parçalarının ve bu parçaların üzerine de bir telis parçası koyar.Çırak çıplak ayakları ile telisin üzerinde kalçasını bir sağa,bir sola kıvırarak telisi hareket ettirir.Sürekli yapılan bu hareket kabın temizlenmesine kadar devam eder.Bu davranış zımpara kağıdının olmadığı dönemlerde kapların bir nevi zımparalanarak temizlenmesine benzetilebilir.Kalaycı çırağının bu hareketi verdiği sözde durmayanları betimlemek için kullanılan ‘Kalaycı çırağı gibi kıvırtmak’deyimine de ilham kaynağı olmuştur diye anlattı bize.

Kalaylı bir kapta pişirilen yemekle çelik veya başka bir kapta pişirilen yemek arasında dağlar kadar fark olduğunu büyüklerimizden hep duymuşuzdur.Dedemizde bu sözümüzü destekleyip ‘herşeyden önce kalaylanmış kap çok sağlıklıdır.Bu kaplarda pişen yemekler çok lezzetli olur.Zaten çelik kaplar çıktıktan sonra yemeklerin tadı-tuzu da kalmadı’ diye ekledi.Artık yaşlılıktan mı yoksa yemeklerin bakır kaplarda pişmemesinden mi bilinmez dedemiz buna yordu yemeklerin eskisi kadar lezzetli olmayışını.

Ata yadigarı mesleğimiz, kalaycılığın da son temsilcilerinden olanÖzcan dedemize bu güzel sohbete eşlik ettiği için teşekkürlerimizi sunduk ve onu kabı kacağıyla birlikte ocağın başında bırakarak oradan ayrıldık. Dedemizde sanırım bakır kaplar gibi unutulmuş olmanın hüznünü bir nevi içinden atmışçasına  gıcırtı sesleri eşliğinde ocağına, kendi dünyasına dönüverdi. Ağzına sağlık Özcan dede.

Teknolojinin getirdiği yaşama eşlik edemeyen birçok meslek dalı gibi kalaycılık da teknolojiye yenilmiş.Kazanç kapısı olmaktan çıkmış. Çoğunun el becerisi ile icra edildiği bu meslekler yok olmuş.İnternette  yok olan  meslekler ‘ diye bir araştırma yaptığımızda  onun da leblebicilik ,sepetçilik ,basmacılık  ,bacacılık  gibi   makineleşme  sonucunda seri ve ucuz üretime yenik düştüğünü görüyoruz .Öyleyse önüne geçemediğimiz bu değişimin mimarına biraz da sitemle haykırıyoruz .HOŞ GELDİN TEKNOLOJİ ELVEDA KALAYCILIK.

Yoruma kapalı.