Pazartesi,15,Ekim,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Okumak İstiyorum!

Okumak İstiyorum!

Röportajın Adı: Okumak İstiyorum!

Prof.Dr. Ayhan Önder Çok Programlı Lisesi

Öğrenciler: Cansel Kurt – Demet Kısır,

Öğretmen: Hatice Özdemir

Okumak İstiyorum!

Röportaj nedir? Toplumu ilgilendiren bir konuda araştırma ve incelemek yapmak değil midir? Bazen insanlığın kanayan yaralarını ortaya çıkarmak bazen de keyifli anlar yaşamak, eğlenmek, gülmek değil midir? İnsanların, insanlığın bu kanayan noktalarına eğilmesini sağlamaktır belki de. İnsanlığın da dikkatini o yöne toplamak…

Bizler Kumluova beldesinde yaşayan iki öğrenciyiz. Yunus Nadi Röportaj Yarışması’nı duyunca ilk düşüncemiz çevremizde yaşanan çeşitli olayları nasıl ele alabileceğimiz oldu. Röportaj yapabileceğimiz bir konu seçmek için epey kafa yorduk birlikte. Çevremizde yaşanan çok fazla olay vardı, evet, ama bunlardan hangilerinin bir röportaj mahiyeti kazanabileceğini kestirmek güçtü. Öğretmenimizle görüştüğümüzde, “Okutulmayan genç kız” konusunun kesinlikle incelenmesi gereken, toplumun dikkatini en çok çekmemiz gereken konulardan biri olduğunu söyledi. Biz de bu konuda röportaj yapmak için başladık çalışmalara. Ama bir sorunumuz vardı. Röportajı yaptığımız kişinin adını ve fotoğraflarını kullanırsak, ileride çok büyük sorunlara meydan vermiş olabilirdik. Öğretmenimize danıştık, o da bu konuda gerekli mercilere ulaştı. Sonunda rumuz ve yüzü silinmiş fotoğraflar kullanmaya karar verdik.

Bir nisan sabahı, düştük yollara. Havalar yağmurlu gidiyor bu aralar, bu yüzden çamurlu, toprak yolların arasından “Hayal”in (röportajı yaptığımız kişinin rumuzu) evine vardık. Serada çalışırken bulduk onu, ailesinden ve kendisinden iznimizi daha öncesinde almıştık. İşini bıraktı, evlerine girdik. Evleri, fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi, naylonla çatısı sağlamlaştırılmış, iki göz odalı, yıkıldı yıkılacak bir yer… Hayal ve ailesi “ortakçı” olarak yaşayan, geçimlerini sera sahibinden aldıkları dörtte birlik payla sağlamayan çalışan bir aile. Yaşadıkları ev, bizim de canımızı yakıyor, böyle aileler için hiçbir şey yapamıyor olma, elleri kolları bağlı izlemek, canımızı sıkıyor.

Hayal’e sorularımızı sormaya başlıyoruz. 16 yaşında olduğunu öğrendiğimiz Hayal’in şu an okul çağında bir birey olması gerekirdi. Ama o ortaokul mezunu. Açıköğretim Lisesi’ne kaydolmuş, eve ceza gelmesin diye… Örgün öğretimde okumamasının sebebini sorduk. “Hem maddi hem manevi” diyor. “Şu an ailemin beni okutacak parası yok ki, okumak isteyeyim. Ailem de istemiyor okumamı, onlara serada yardım ediyorum diye.” Okul hayatını özlüyor muydu peki? Özlemez mi hiç, içten bir “evet” sesi bize de aslında yaşadığımız günlerin değerini bilmemiz gerektiğini fısıldıyor. Arkadaşlarını da çok özlüyormuş. Elif’i, Nurgül’ü, Sevgi’yi… Ama bundan öte, derslerini özlüyormuş Hayal. “En çok Türkçe derslerini seviyordum okulda, o derslerde okuduğumuz hikâyeler, şiirler benim hep hayaller kurmamı sağlardı” diyor. Ama gerçek, o şiirlerdeki gibi değil ne yazık ki.

Günlerinin nasıl geçtiğini sorduk. Çalışarak, diyor. “Her gün seradayız, burada iş olmazsa başka seralara gündeliğe gidiyoruz. Yani muhakkak bir iş buluyoruz, geçinebilme derdinden ötürü.” Zaten bizim röportaj gelmek istediğimiz bir gün, Hayal ve annesi başka bir yere çalışmaya gideceklerini, o gün müsait olmadıklarını söylemişlerdi. O çalışmanın karşılığı da günlük 30 liraymış, bugün öğrendik. Evin ihtiyaçlarını karşılamak için başka yerlere çalışmaya gidiyorlarmış. Çalıştıkları seradan ise yıllık 10000 TL civarında alıyorlarmış. Bir ailenin geçimi için yeterli bir rakam mı? Tartışılır… Zaten evin çoğu ihtiyacını alamıyoruz, elektrik-su faturasını bile ödemekte zorluk çekiyoruz, diyor. Doyduğumuza şükrediyoruz çoğu günlerde, diye de ekliyor. Çevreden yardım edenleri var mı acaba diye merak ediyoruz. “Hiç kimseden yardım görmedik, kendi ayaklarımız üzerinde durmaya çalışıyoruz. Babam öldükten sonra da akrabalardan, eş-dosttan hiç yardım edenimiz olmadı. Kendi başımızın çaresine baktık hep.” diyor Hayal.

Ailenin kaç bireyden oluştuğunu öğrenmek için kaç kardeş olduklarını sorduk. Dört kardeşlermiş, ablaları evlenmiş 19 yaşındayken, geçen yıl. Ablası da ortaokul mezunuymuş. O da okuyamamış. Ablası evlendikten sonra Hayal’in en içindeki sorumlulukları artmış haliyle. Ne gibi sorumluluklar yüklendiğini sorduk. “Evin her işini ben yaptım. Annem sakat, ev işlerini yapamadığı için bütün işleri yapmak bana düştü. Yemek, bulaşık, temizlik, vb. bütün hepsini ben yapıyorum.” diyor. Annesinin rahatsızlığını sorduk, romatizma, bel fıtığı, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklarını sıraladı Hayal.

Hayal’in babasının üç yıl önce vefat ettiğini biliyorduk. Ama nasıl soracağımız, bu konuyu nasıl gündeme getireceğimiz konusunda çekiniyorduk. Bir şekilde konu döndü dolaştı, babasına geldi. 2010 Mayıs’ında babasız bir hayat başlamış Hayal için. Babasının ölümünden sonra hayatında ne gibi değişiklikler olduğunu sorduk. “Babam öldükten sonra benim de yaşayasım gelmedi. Sanki içinden bir parça alınmış gibi, kalbim sanki yokmuş gibi oldum. Babasız yaşanmıyor… Başka çocukların babaları yanındayken benim babam yoktu yanımda. Başka çocuklar baba derken, babalarıyla oynarken ben bunları yapamıyorum. Onu çok özledim, şu an yanımda olsaydı ona doyasıya sarılmak isterdim.” Ağlıyor, tüm bu sözlerini ağlayarak söylüyor, biz dinleyenlerin yüreğini dağlıyor. Bir genç kızın, babasına duyduğu hasret, yüreklerimizi parçalıyor. Babasının yokluğunda annesinin onun yerini doldurup doldurmadığını sorduk. “Annem her konuda bize yardımcı oldu tabi, elinden geldiğince. Ama bir babanın yerini hiçbir zaman doldurmuyor. Ben babama çok düşkündüm. Babamın yeri ayrı, annemin yeri ayrıydı her zaman. Annem onun yerini dolduramıyor ki. Bizim üzülmememiz, babamızın yokluğunda onu aramamamız için elinden geleni yaptı, ama babanın yerini tutar mı?” Annesi başka biriyle evlenmek istese, onaylar mıydı acaba? Hayır, diyor. “Maddi durumumuz ne kadar kötü olursa olsun, kimsenin babamın yerine geçmesini istemem. Benim babam yerine, baba babalık yapmasını istemem. Ben kendi babama baba diyemeden, ona doyamadan gitti. Onun hatırasını aklımdan silinmesini istemem.”

Hayal’in en büyük hayali hemşire olmak… Baban da ister miydi hemşire olmanı, diyoruz. İsterdi diyor, heyecanla, hevesle. “Hastayken bile, ‘Şimdi hemşire olsaydın beni muayene eder, derdime derman olurdun, benim için çabalardın.’ derdi. Benim hayalimi gerçekleştirmem için en çok o uğraşırdı yaşasaydı.” diye de ekliyor. Babasının ne rahatsızlığı olduğunu, niçin öldüğünü sorduk. Mide kanseriymiş. Tedavisi yok, vücudun her yerine yayılmış… Gitmediğimiz doktor, çalmadığımız kapı kalmadı diyor Hayal. Hiçbir çözüm bulamamışlar, alıp götürdü babamı kader, diyor.

Beş yaşında kardeşi var Hayal’in. En çok o etkilendi babamın ölümünden, diyor. “Sürekli babam nerede, ne zaman gelecek diye soruyordu bize. Gelecek, diyorduk üzülmesin diye. Ama hiç inanmadı bize, yalan söylüyorsunuz, babam öldü diyerek ağladı hep.” Anlattıkları bizi de çok etkiliyor.

Nişanlı olduğunu biliyoruz Hayal’in. Babası hayatta olsaydı nişanlanmasını ister miydi? Soruyoruz. Önce okumamı isterdi her zaman, diyor. “Elbette evlenip yuva kurmamı isterdi, ama önce oku, derdi bana hep. Eline mesleğini al, ardından seni de beyaz gelinlikler içinde göreyim, derdi hep. Okumamı çok isterdi. Ben de hayatta en çok okumak isterdim, bir meslek sahibi olmak isterdim. Seralarda çalışmak istemezdim. Hemşirelik gibi, öğretmenlik gibi bir mesleğim olsun isterdim. Hastalara derman olmak, çocuklara iki kelime öğretmek isterdim.”

Babasıyla en çok televizyonda film izlemeyi seviyormuş. Birlikte oturur, filmler izlerlermiş. Gözleri dolu dolu anlatıyor bize anılarını. Babası en çok “Karakız” türküsünü severmiş. Onu her duyuşumda babam geliyor aklıma, diyor.

Bir de abisi var Hayal’in. O da ortaokuldan mezunmuş. Babası öldükten sonra seradaki bütün yük onun üstüne kalmış. Başka bir mesleği olamazdı, diyor. O başka yere çalışmaya gitse, seradaki ağır işleri kim yapacaktı, diyor. Hayat şartları bizi bu işlere yöneltiyor mecburen, diyor. “Babam öldüğünde abim ortaokul son sınıfta okuyordu. Babam ölünce liseye devam edemedi, o da okumayı, başka bir meslek sahibi olmayı çok isterdi. Ama babam ölünce seradaki bütün ağır işler de abime kaldığı için o da okuyamadı. Sera yapıyoruz, abim olmasa kim domatesleri hale götürecek, satacaktı. Kim taşıyacaktı ağır ağır kasaları. Yani o bize destek çıkmak zorunda olduğu için okuyamadı. Ama ileride maddi durumumuz iyi olursa küçük kardeşimi okutmak isterim. Ben okuyamadım ya, o okusun istiyorum hep.”

Hiç boş vakti olup olmadığını sorduk, hiç işten başını kaldıracak vakti olmuyormuş. Vakit olursa da el işi yapıyormuş, çeyiz hazırlığı için. Onun dışında tabi ev işleri… Hiç sinemaya, tiyatroya gittin mi diye sorduk. Hayır, Fethiye’ye hastalık dışında hiç gitmedim ki, diyor. Ama gitmeyi çok istermiş. Sinema ve tiyatro izlemeyi, o hayal dünyasının içine girmeyi çok istermiş.

Yine hayallerine geliyoruz Hayal’in. Okuyor olsaydı ne gibi hayalleri olduğunu sorduk. Yine hemşire olmak istediğini söyledi bize umutla. Ailesinin geçimini rahatlatabileceğini, dertlilere derman olabileceğini söyledi. Onun hayattaki tek hayali belki de buydu.

Okurken hayatını çok etkileyen, ona yardımcı olan bir öğretmeni olup olmadığını sorduk. Nihal hocam vardı, diyor. Babasının öldüğü dönemlerde de ona çok yardımcı olmuş. Okul yaşamında da derslerinde ona çok yardımcı olmuş. Onunla hala arada sırada görüştüklerini söylüyor. Her insanın hayatında böyle bir öğretmeni olmalı, diyor. Zor durumdaki her öğrenciye elini uzatmaya çalışırdı, bana çok yardımı oldu zor günlerimde, diye de ekliyor.

Hayatta herhangi bir pişmanlığı var mıydı Hayal’in? Soruyoruz. Nişanlanmam, diyor. Ama ekliyor: “Aslında seviyorum nişanlımı. Benim için hiçbir sorun yaratmadı şimdiye kadar. Açıköğretimde okumama da kızmıyor. Ama bu yaşta nişanlanmak yerine okumak istiyordum ben. Elimde bir mesleğim, bir maaşım olsun da, sonra evleneyim istiyordum. Görücü usulü nişanlandık zaten. Ailem bana danıştı tabi. Ama ailemin durumunu bildiğim, geçim zorluğu çektiğimizi gördüğüm için ben de istediğimi söyledim aileme. Sonuçta ben evlenir gidersem, evden bir boğaz daha eksilecekti. Bu yüzden ben de istedim nişanlanmayı. Nişanlım 24 yaşında, o da ortaokul mezunu. Ailesinin serasında çalışıyor. Nişanlımın da elinde kendine ait bir mesleği yok. En azından onun mesleği olsaydı, ileride geçim derdi çekmeyeceğimizin garantisi olsaydı, belki daha çok isterdim nişanlanmayı. Ama şimdi gelecekteki hayatımızdan endişeliyim. Bir evi nasıl geçindireceğiz, ileride çocuklarımız olursa onlara nasıl bakacağız, nasıl okutacağız, bilmiyorum. Keşke elimizde maddi bir imkân olsaydı, o zaman okurdum. Böyle sorunları düşünmeme de gerek almazdı o zaman. ”

Röportajımızı bitirme vakti geldi artık, Hayal’in vaktini çok fazla almak istemiyoruz. Ailesine yardım etmesi gerekiyor, serada işler onu bekliyor ne de olsa. Son olarak söylemek istediği bir şey var mı diye soruyoruz: “Ben okumak istiyorum. Başka hiçbir şey istemiyorum!” diyor, başka da bir şey söylemiyor.

Burada noktayı koyuyoruz konuşmamıza. Ama oradan bize kalan izlenimler, yaşadıkları ev, Hayal’in yaşadığı dram, uzun süre aklımızdan çıkmıyor. Onun yaşadığı süreci gördükçe, elimizdekilerin değerini bilmemiz gerektiği bir kez daha karşımıza çıkıyor. Daha bir hevesle sarılıyoruz derslerimize. Ama Hayal için hiçbir şey yapamıyor olmak, kalbimizin bir köşesini yaralamaya devam ediyor.

Yoruma kapalı.