Cuma,12,Ocak,2018
Haberler
Buradasınız: Anasayfa » Geçmiş Yıllardan » Röportajlar » 2013 » Tek Askerli Ordu

Tek Askerli Ordu

Röportajın Adı: Tek Askerli Ordu

Fethiye Anadolu Lisesi

Öğrenciler: Gizem Yüksel  – Haşim Aytuğlu

Öğretmen: Saliha Çimen

Röportaj ektedir.

TEK ASKERLİ ORDU

Empati kurmanın öneminden bahsederler ya. Kendimi yerine koyamadığım kadar güçlü bir insan o. Hani gün gelir de ölüm korkusu sarar ya insanı, meğer ölümle karşı karşıya kalınca gülümseyebilmekmiş kahraman olmak, Filiz Öğretmen gibi.

Gün gelir, kalırsın uçurumun kenarında, bir başına. Ya atlayacaksın sonsuza, ya da geri kalan tüm gücünle uzaklaşacaksın tehlikeden. Keşke demek zorunda kalmayacaksın asla…

Resimler yapardı; gözün gördüğü duygulardı onlar, yorgun ellerin sessiz hisleriydi. Bir savaş vardı ortada; o, savaşın ortasında yalnızdı. Sevilen bir resim öğretmeniydi. Yüzlerce insan vardı onu seven. Seven; ama yardım edemeyen. Kendi savaşını kendisi kazanacaktı. Yapardı, yapabilirdi. Zaten yaptı da.
Daha bir umutla tutundu sanata. Evinin dört duvarına koymuştu umutlarını. Renkler vardı, emekle çizilmiş hayaller vardı duvarındaki asılı tablolarında. Çabalarının ardından ulaşmıştı zaferine. Beyaz bayrak kalmıştı, kanserle olan amansız savaştan. Bu sefer kazanan kanser değildi. Pes eden Filiz Öğretmen olmamıştı, olmayacaktı.

Hasta denir ya hani bu durumdaki bir kişiye, benim dilim varmıyor ona hasta demeye. O; tek askerli bir ordunun savaşta umutla filizlenen galibiyet simgesiydi.

Kendisini sorularımızla üzer miyiz acaba, tekrar tekrar yaşamasına mı sebep oluruz aynı sıkıntılı süreci endişesiyle Filiz Öğretmenin evinin önüne geldiğimizde buruk bir heyecan sarmıştı bizi. Kafamızda bu anı canlandırmış olsak da kaçınılmaz bir durumdu bu. Onu kırmamak, üzmemek, incitmemek en önemli gayemizdi. Karşımızda hasta bir yüzle değil de gülümsemesi eskiye oranla daha da artmış bir insanla karşılaşınca rahatladığımızı söyleyebiliriz. Bizi güler yüzüyle karşılayıp çay servisiyle ağırlamaya başlayınca servisi bizim yapmak istediğimizi tüm samimiyetimizle söylememize rağmen ısrarla kendinin yapmak isteğini ifade etti. Bu durumdan ayrı bir keyif aldığını söyleyince biz tam anlamıyla misafir moduna girdik. Bir taraftan gözümüzü duvarlardaki şaheser niteliğindeki el emeği-göz nuru tablolarından ayırmakta zorlansak da sohbeti demlemeye başladık.

İlk sorumuz çoğu kişinin merak edeceği gibi, bu durumla ilk karşı karşıya kalınca neler hissettiği oldu.

Filiz Öğretmen: Edebiyatım, duygularımı anlatmak için yetersiz kalsa da çok fazla duyguyu bir arada hissettiğimi söyleyebilirim. Sonuçlarımı ilk önce internet üzerinden öğrendim. Oğluma veya eşime bu konudan bahsetmedim, onları da bu şok habere ilk anda dahil etmeye kıyamadım. Ne de olsa biri hayat arkadaşım, diğeri de en kıyamadığım. Ama doktor bana durumumun ciddiyetini anlatınca gözümde bugüne kadar etkilendiğim kanserli insanlar, arkadaşlarım, ya da sokakta yürürken görebileceğiniz kişiler canlandı. Çok etkilendiğim bir durumdu bu benim. Sonra bir baktım hastanede onların yanında oturuyorum.

O günden sonra her şey bana geçmişimi hatırlatmaya başladı. Bazen bir resim, bazen bir şarkı… Çoğu kez rahatlamamı sağlayan alışveriş bile farklı duygular yaşatabiliyordu. “Acaba aldığım bu elbiseyi giymeye ömrüm yetecek mi?” gibi sorular o kadar çoğalmıştı ki, bir yerden sonra mutfağıma bile bir şeyler almak istemedim.

Belki sanatçı ruhlu olmamın verdiği fırsatla biraz daha çabuk kabullendim durumumu. Kuş sesleri ya da bir manzaranın verdiği yaşama sevinci bile yeterliydi artık benim hayata bağlı kalmama. Sonra iyi yönünden bakmaya başladım ve dedim ki; en azından kaderimi biliyorum. Böylelikle çok başka bir bakış açısı yakaladığımı fark ettim. Belki de kaybetme ihtimali artınca hayat daha tatlıy, daha yaşanası geldi bana.

Söylenenlerin ardından biz, bir kere daha sağlığımızın değerini anladık. Hiç pes edip etmemek arasında kararsız kaldı mı, onu merak ettik ve bu konudaki duygularını paylaşmasını rica ettik.

Filiz Öğretmen: Pes etmek hiçbir zaman aklıma gelmedi, asla pes etmeyi düşünmedim. Sadece bir gün doktora ameliyat olmama durumunda ne olacağını sordum. Doktor, en fazla iki yıl yaşayabileceğimi söyleyince “Ne olacaksa olsun!” diyerek mantıklı kararı verdim ve ameliyata girdim.
Bir hobiyle uğraşınca dertlerimizi unuttuğumuzu söylerler. Bu konuda Filiz Öğretmenin sanatla uğraşırken rahatlayıp rahatlamadığını merak ettik ve kendisine sorduk. Aldığımız cevap şöyle:
Filiz Öğretmen: Tabi ki de rahatlamamı sağlıyor. Ben hastalığım sürecinde genellikle ebru yapmayı tercih ettim. Bu rahatsızlıkta en önemli aşama kabullenmek zaten. Ben rahatsızlığımı kabullendiğim için ebru yaparken tam anlamıyla rahatladığımı, mevcut yorgunluğumun kaybolduğunu söyleyebilirim.
Zorluklar karşısında herkes bir destekçi arar. Bir umut olarak gördükleri sayesinde tutunur yaşama. Filiz Öğretmenimizin en büyük destekçisinin kim olduğu da merak ettiğimiz konular arasındaydı.

Filiz Öğretmen: Herkesten önce eşim vardı yanımda. Oğluma ilk başlarda söylemek istemedik; okuluna, derslerine odaklanması gerektiği için. Ben annemi-babamı yıllar önce kaybettim. Onların boşluğunu doldurmaya çalışan ağabeyim var. O da bana en çok destek verenler arasında.
Bir şeyler başarınca özgüven oluşur ya hani, kanseri yenmenin ona verdiği bir güç var mı diye sorduk. Cevabıyla bizi bir kere daha etkiledi.

Filiz Öğretmen: İnsanın inanınca, her zorluğun altından kalkabileceğine, her türlü engeli ortadan kaldırabileceğine inananlardanım. Ömrüm üç ya da beş hafta bile olsa o süreyi mutlu-huzurlu bir şekilde geçireceğime inanıyorum. Eskiye göre daha bilinçli ve daha güçlüyüm çünkü.

Yaşadığımız hiçbir güzel olayda “Neden ben?” diye sormayız. Ama ne zaman kötü bir durumla karşı karşıya kalsak bunu hak edecek ne yaptığımızı düşünür, kızarız. Acaba Filiz Öğretmen de neden ben diye düşündü mü hiç?
Filiz Öğretmen:  Asla! Aklımdan bile geçirmedim. Ben kadere inanıyorum. Bence insan bir hastalığı yaşayınca, hayata daha sıkı bağlanıyor. Bir şeyler elimizden kayıp giderken değerlenir ya, hayat da bambaşka bir değere bürünüyor gerçekten.
Yaşayınca daha iyi anlaşılan şeylerden biri de hastalık sanırım. Yaşadı ve biliyor. Şimdi aynı durumda birine moral verecek olsaydı ne söyleyeceği konusunda biraz düşünmesini istedik.
Filiz Öğretmen: Şu anda bu konuda benden bir şeyler dinlemek isteyen arkadaşlarım var. Benim, kendilerinin terapisti olduğumu söylüyorlar ve bu beni çok mutlu ediyor. Onlara bir şeylerle uğraşmalarını söylerdim. Bir hobi, hayatı öyle etkiliyor ki; resim yaparken kanser olduğumu değil, kim olduğumu unuttuğum zamanlar oluyor.
Her şey bittiğinde, yani kanseri yendiğinde, neler hissettiğini bilmiyoruz. Böyle bir durumda da zafer duygusunu hissetti mi merak ediyor ve soruyoruz.
Filiz Öğretmen: O masadan kalkabilmek o kadar büyük bir başarı ki anlatamam. Bu süreç ve terapi gibi şeyler ilk başta gözümde çok büyümüştü. Ama insanın, isteyince gerçekten yapamayacağı hiçbir şey yok. Hiçbir insan yürüyebiliyorum diye mutlu olmaz öyle değil mi? Geceleri yatağa başımı koyduğumda son derece mutluyum ben. Ya da bir sabah kuş sesleriyle uyandığımda. Uyanabilmeyi seviyorum, yaşamayı seviyorum ben.”
Ben ressam olsaydım günlüğümü resimlerden oluştururdum herhalde. Bu süreç içinde Filiz Öğretmenin kendini anlattığı bir tablosu olup olmadığı bilmek istedik ve sorduk.

Filiz Öğretmen: Yapmadım. Bu süreç içinde sadece ebru ile uğraştım. Onunla da içimden geldiği  şekilde. Yani terapi sürecimle herhangi bir alakası yok. Zaten akciğer kanseri olduğum için boyaların bana zararı vardı. Sadece bir kuruluşa yardım amaçlı bir tablo yaptım o kadar.”
Hastalığının yeniden başlaması onu üzdü biliyoruz. Ama bunu öğrendiğinde neler hissettiğini duymak isteyen sadece biz değilizdir diye düşünerek bu hassas soruyu zorlanarak da olsa sorduk.
Filiz Öğretmen:  Daha önce pes etmeyi düşünmedim,  yine düşünmeyeceğim. İnanınca her şey olur. Ben zaten bu konuda herhangi bir insandan daha güçlüyüm. Terapilerim için çoğu kez hastaneye eşimle gittim ve eşim benden daha üzgün, daha yorgun göründüğü için bana hastanın yakını olup olmadığımı soranlar bile oldu.
Kendimizi güçlü hissetmek için çoğu kez kullandığımız özel anlamlı cümleler vardır. Böyle bir durumda kendine nasıl moral verdiği bizim için bir soru işaretinden ibaretti.
Filiz Öğretmen: “Yaşamak çok güzel!” deyip duruyorum kendime. Çünkü insan sadece bir kez hayata geliyor. İyi değerlendirmek gerek bu fırsatı.

Kanser olan birini anlamak için onunla saatlerce konuşmak yetmezmiş gibi geliyor. Çünkü bizim sormak istediğimiz çok şey var aslında. Filiz Öğretmenin de sorular karşısında anlatmak istediği çok şey var. Duygularını bilemediğimiz gibi yaşadıklarını da bilmiyoruz. Kanser, onun yapmak istemesine rağmen herhangi bir şeye engel oldu mu acaba?
Filiz Öğretmen: Ben koşmayı çok seviyorum. Çoğu kez pikniğe gittiğimizde oğlumla koşardım. Keyifli yarışlar yapardık, eğlenirdik. Eşim, oğlumuzun büyüdüğünü; ama hala içimdeki çocuğun bir türlü büyümek bilmediğini söylemesine rağmen devam ederim tempo tutmaya. Koşmayı şu anda çok özlüyorum. Bir de bu yıl içinde yurt dışı gezisi düşünüyordum; ama hastalığım tekrar boy gösterince ertelemek zorunda kaldım.
Herkes bir yorum yapar böyle bir durum karşısında. Kimi anlamış gibi yapar, kimi gerçekten anlamaya çalışır. Herkesin söylediği belli şeyler dışında onun duymak istediği bir şey elbette vardır diye düşündük.
Filiz Öğretmen: Ben zaten kendime yeteri kadar yardım edebiliyorum. İnsanların böyle bir olaya bakış açıları gerçekten çok farklı. İnsanların bana sadece normal davranmalarını istiyorum. Acıyan gözlerle bana bakmaları zaten yeteri kadar kötüyken, bende olması normal olan üzüntüyü onların gözlerinde görmek en kötüsü. Bilmeleri gereken bir şey de şu ki; bu bir son değil.  Ya da kanser, ölüm demek değil. Bunun tedavi aşamaları var.
Geldiğimizden beri sadece bu konuda konuştuk. Biraz ara vermek amacıyla resimlerden bahsetmek istedik ve bugüne kadar hiç resim sergisi yapıp yapmadığını sorduk.
Filiz Öğretmen: Birkaç kez öğrencilerimle sergi düzenledik. Öğretmen arkadaşlarımı dahil ettiğim bir projem daha oldu. Zaten yaptığım resimler benim için sergilenecek ya da maddi açıdan bir gelir sağlayacak eser olmadı. Tamamen içimden gelerek yaptım eserlerimi. Zaten eserlerimin her biri trilyonlar verseler de vazgeçemeyeceğim kadar değerli benim için. Ancak istek üzerine yada hediye amaçlı yaptıklarımdan kolay ayrılabiliyorum.
Çevresindekilerin rahatsızlığı konusunda sürekli konuştuğunu öğrendiğimizde moralinin nasıl etkilendiğini merak ettik.
Filiz Öğretmen: Hobiler benim için insanlardan daha tedavi edici oluyor birçok kez. Bir kitap, bir resim, bir müzik terapistlik yaparken bana, insanlar hata yapabiliyor.

Benim durumumda ola kişiler için,  başta da söylediğim gibi kabullenmek çok önemli. Doktorum daha ilk gün bana “Tedavinin en önemli aşaması, kabullenmek. Öyle hastalar var ki bu duruma alışamayıp 15 günde kabullenememekten hayata veda ediyorlar.” dedi. Benim için çevremdekilerin görüşlerinden ziyade benim kendime inancım daha önemli.
Sigara içmediğini biliyoruz. Bu durumun terapi sürecinde ona iyi yönde bir etkisi oldu mu? Onu soruyoruz.
Filiz Öğretmen: Bu kadar güçlü olmamın ve dimdik ayakta durabilmemin sebeplerinden biri de sigara içmemiş ve dengeli beslenmiş olmam. Sigara içmeyenlere özel kullanılan bir terapi yöntemi var. Ağızdan aldığım bir ilaçla kemoterapi gibi zor bir süreçten kurtulmuş oldum bu sayede.
Biz bir hastayla röportaj yapacağımızı sanarak gelmiştik; ama burada Filiz Öğretmenle yaptığımız röportajda bizim sorunumuzun çok daha büyük olduğunu fark ettik. Biz hayatı Filiz Öğretmen kadar sevememişiz maalesef, hayatla Filiz Öğretmen kadar kucaklaşamamışız. Şimdi kendimi yerine koyuyorum ve diyorum ki; sonuna kadar resim yapar mısın Filiz Öğretmenim? Senin kadar güçlü olmak için sana ihtiyacımız var. Bize bu konuda da öğretmen olur musun? Bu kez de bu savaşı TEK ASKERLİK ORDUnla bizim için kazanır mısın?

Yoruma kapalı.